Zorlamayı bıraktığında hayat sana açılır
Hayatta bazen ne kadar koşarsan koş yol uzar ne kadar uğraşırsan uğraş kapı açılmaz ne kadar istersen iste Bir şeyler yerine oturma ve sen bunun sebebinin az çabalaman olduğunu sanırsın. Oysa çoğu zaman mesele çabanın azlığı değil yanlış enerji ile yanlış yöne eğilmiş olmaktır bazen insan daha çok çabaladıkça çözümden daha da uzaklaşır çünkü fazla çaba çoğu zaman içimizdeki korkunun kılık değiştirmiş halidir çoğu zaman sorun fazla çabadır yanlış yere yanlış insana yanlış zamana olmayana oldurmaya çalışmaktır. Bıraktığında kaybetmezsin bazen bıraktığında başlar çünkü hayat zorlandığında değil doğru yere yumuşakça dokunduğunda akmaya başlar bir kapıyı zorlayarak açmaya çalıştığında sadece yorulursun ama anahtarı bulduğunda aynı kapı hafifçe itince açılır hayatın anahtarları da böyledir zorlayan değil anlayana teslim olur. Neden bu kadar zorlanıyoruz çünkü içimizde hep bir ses var biraz daha uğraş biraz daha dayan biraz daha ver bu ses çoğu zaman Sevgi sandığımız alışkanlıklarımızdan gelir iyi niyetle yola çıkarız ama yolda kendimizi tükettiğimizi fark etmeyiz çünkü bize öğretilen şey hep şudur vazgeçme oysa bazen vazgeçmemek değil bırakmamak yorar insanı.
Sayfa 209·Kitabı okudu
Hayata Dair
Tarihin En İyi Öpüşmesi
"Burası 'Kuğu Gölü' balesi için olağanüstü güzellikte dekor olabilirdi.Sen de kuğu olurdun Gina.Ama doğrusunu istersen de aslında daha çok Karlar Kraliçesi'ne benziyorsun.Zalim,her istediğini yapmaya kararlı,acıma,sevecenlik gibi duyguları olmayan bir kadın.Sen tam ama tam bir dişisin,Gina." "Ne kadar kötüsun Alex." "Beni avcuna anlamadığın için mi soyluyorsun bunu?Kendine çok guveniyorsun,degil mi Gina.Herkesi istediğin kalıba soktun, parmağında oynatıyorsun.Ben,Stephen,o iriyari saf kocan." "Saçmalıyorsun." "Oh hayır hiç de değil.Stephen sana aşık.Ben de sana aşığım.Ve Walter son derece mutsuz.Bir kadın bundan başka daha ne isteyebilir?" Gina ona bakarak güldü.Alex de hemen başını salladı. "Yine de dürüst bir yanın olduğunu görmek sevindiriyor beni.Ne de olsa içinde Latin kani var.Erkeklerin seni çekici bulduklarini-sana aşık olduklarını-fark etmiyormuş gibi bir tavir takiniyorsun.Tabii erkeklerin sana çekici geldiklerini gizleme zahmetine de katlanmiyorsun. Cevrendeki erkeklerin sana aşık olmaları hoşuna gidiyor degil mi?Hatta o zavallı,sıska Edgar Lawson'un bile." "Bu pek uzun surmuyor...Kadınlar erkeklerden çok daha kötü gunler geçiriyor,çok daha fazla istirap çekiyor cunku çok daha kırılganlar.Çocuk dunyaya getiriyor ve ona çok ama çok korkunç derecede baglaniyorlar.Ustelik guzellikleri biraz bozulursa sevdikleri erkekler artık onları umursamamaya başlıyorlar.Kadınlar ihanete uğruyor,terk ediliyor ve bir kenara itiliyor.Erkekleri suclamiyorum.Ben de ayni şeyi yapardım.Yaşlı,çirkin,surekli dert yanıp yakinan,hastalıklı kimselerden hoşlanmam.Edgar gibi boburlene boburlene etrafta dolasan,onemli ve değerli insan tavırları takinanlardan da.Acımasız oldugumu soyluyorsun.Acimasiz olan esas dunya.Er geç bana karşı da acımasiz olacak.Şimdi gencim,guzelim ve
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Yapay Zekâ ve İçimizdeki Kadim Savaş: Firavunu mu Büyütüyoruz Hz. Musa’yı mı? İnsanoğlu tarih boyunca yalnızca tabiatı anlamakla yetinmedi; ona hükmetmek, onu yeniden kurmak, hatta kimi zaman yaratıcı rolüne soyunmak istedi. Cansıza can verme arzusu, bu kadim arayışın en dikkat çekici tezahürlerinden biridir. Eski Yunan mitolojisinde Prometeus’un ateşi çalması, Yahudi geleneğinde Golem’in topraktan şekillendirilip harekete geçirilmesi, modern edebiyatta Frankenstein’ın ölü parçalarından yeni bir varlık meydana getirme teşebbüsü hep aynı derin arzunun farklı kılıklara bürünmüş hâlidir: İnsan, kendisine verilmiş olan kudreti emanet bilmek yerine, o kudretin sahibiymiş gibi davranmaya başladığında yaratıcı rolüne soyunur. Bugün yapay zekâ tartışmalarının merkezinde de bu kadim arzu var. Mesele yalnızca daha gelişmiş makineler yapmak, daha hızlı hesaplama sistemleri kurmak veya insan emeğini kolaylaştıracak araçlar üretmek değildir. Mesele, insanın kendisini merkeze koyduğu, hakikatten kopuk anlam dünyasını insana rağmen sürdürme serkeşliğidir. Daha derinde, insanın kendi ontolojik yerini unutması ve gafleti kurumsallaştırmasıdır. İnsan nedir? Makine nedir? Akıl nedir? Ruh nedir? Bilgi ile hikmet aynı şey midir? Taklit ile hakikat arasındaki fark nerededir? Yapay zekâ bu soruları teknik bir mesele olmaktan çıkarıp yeniden insanın varoluş meselesi hâline getirmiştir. Yapay zekâ alanındaki canhıraş gayret makine ile insanın arasındaki bir savaş değildir. Asıl savaş insanın içindedir. Daha açık söylemek gerekirse bu savaş, insanın içindeki Firavun ile Hz. Musa’nın savaşıdır. Firavun, yalnızca tarihî bir zalim figürü değildir; insan nefsinin en uç hâlidir. “Ben sizin en yüce rabbinizim” diyebilecek kadar kendini büyüten, kudreti kendinden bilen, mülkü emanet değil
Din
Şimdi-bu an, sahip olduğumuz her şeydir! Eksik diye, fazla diye, devamlı düşünerek harcama! Az ya da çok, bu zenginliği şimdi fark et! Şimdi kendine yatırım yap! Haydi şimdi!... Hayatını erteleme!... İlk aklına gelen doğru!... Şimdi yap! Engelleyeni dinleme! Hazinene, yani hayatına şimdi sahip çık! Hayatını erteleme!
Alıntı
Bu konularda fazla derin düşünmek doğru değildir.
Priory Okulu Vakası Hikâye, bir sabah ünlü eğitim kurumu olan Priory School'un müdürü Dr. Thorneycroft Huxtable'ın Sherlock Holmes'un evine gelmesiyle başlar. Büyük bir panik içindedir. Okulun en önemli öğrencilerinden biri olan Lord Saltire gece yarısı kaybolmuştur. Lord Saltire, son derece zengin ve nüfuzlu **Holdernesse Dükü>'nün tek oğludur. Olay duyulursa hem okulun itibarı zedelenecek hem de ülke çapında büyük bir skandal yaşanacaktır. Holmes ve Watson hemen okula giderler. Yapılan incelemede yalnızca öğrencinin değil, okulun Almanca öğretmeni Heidegger'in de aynı gece ortadan kaybolduğu anlaşılır. Bu nedenle herkes öğretmenin çocuğu kaçırdığını düşünmektedir. Holmes olay yerini dikkatle inceler. Çocuğun pencereden çıktığını gösteren izler vardır. Ancak daha sonra izler kaybolur. Holmes çevrede araştırma yaparken bisiklet izleri keşfeder. Bir iz öğretmene, diğeri ise kimliği belirsiz başka bir bisikletliye aittir. Bu ayrıntı, olayın sanıldığından daha karmaşık olduğunu gösterir. Araştırma sırasında öğretmen Heidegger'in cesedi bozkırda bulunur. Başına ağır bir darbeyle öldürülmüştür. Yanında bisikleti vardır. Fakat Lord Saltire hâlâ kayıptır. Artık olay yalnızca bir kaybolma vakası değil, aynı zamanda bir cinayettir. Holmes bisiklet izlerini kilometrelerce takip eder. İzler sonunda Holdernesse Dükü'nün malikânesine doğru yönelmektedir. Bu durum Holmes'un dikkatini çeker. Dük son derece üzgün görünmektedir ancak davranışlarında bazı yapaylıklar vardır. Özellikle uşağı ve özel sekreteri James Wilder soruşturmayı yönlendirmeye çalışmaktadır. Holmes sonunda gerçeği ortaya çıkarır. James Wilder aslında Dük'ün gayrimeşru oğludur. Yıllarca babasının sevgisini paylaşmak istememiş, Lord Saltire'ı kıskanmıştır. Dük'ün bütün mirasının meşru oğluna kalacağını bildiği
Alıntı