Biri hakkında ilk akla gelen soru “Ne yapıyor acaba?” ise, soruyu soran, o birinin çoğumuz gibi bir şeylerle uğraştığı ama ortaya çok da farklı bir şey çıkarmadığı cevabını almayı bekler. Açıkça söylenmese de o kişinin etrafımızı bütünüyle sarmış sıradan işlerin bir ucundan tutmuş, iyi kötü bir şeyler yapmaya çalışıyor olmasının beklendiği anlaşılır o sorudan. İşlerinin iyi gitmesi samimiyetle umulur. Ne var ki, gizliden gizliye umulansa her şeyi berbat ettiğidir.
Artık Mrs. Yeobright’ın gördüğü, üstünü başını çizen karaçalıların arasından güçlükle yürüyen, vadide ilerledikçe gözden kaybolan, o uçsuz bucaksız kahverengi doğada yüreğindeki umutlar dışında hiçbir şeye sığınamayacak kadar yalnız, savunmasız, soluk mavi bir noktaya dönüşmüş küçük bir siluetti.
Adamın bakışları, dış dünyanın verdiği can sıkıntısına tabiatından gelen bir neşeyle karşı koymaya çalıştığını ancak pek de başarılı olamadığını anlatıyordu. O bakışlar adamın yalnızlığına işaret etse de aslında daha fazlasını ele veriyordu. Yaradılış itibarıyla hayat dolu insanlarda genellikle rastlandığı üzere, gelip geçici insan bedeninde zincirlenmiş bir hâlde, utanç içinde duran tanrısal varlığın ışığı yolunu bulup dışarıya vuruyordu.