Şurada, orada, daha yakında
Fellini'den bir iki yüz -hayır, yanılmıyorum-
Bergman'dan bir kız çocuğu -kolunda çilek sepeti-
Bir satranç tahtası ortada
Ve Passolini'den
Yere düşmüş bir elma
Bir elma alıp yiyorum masadaki tabaktan
Bir sigara yakıyorum
Yirmi yaşındayken öldü.
Doktor onu ağzındaki bir kanser öldürdüğünü söyledi.
Dedesiyle ninesi onu gerçeğin öldürdüğünü söylediler.
Mahallenin büyücüsü çığlık atmadığı için öldüğünü söyledi
"Kravatın çok güzelmiş?"
"Sadece bir kravat işte."
"Aynısından bende de var, Roma'dan almıştım."
"Ben de Fellini'nin 8,5 filminde Marcello Mastroianni'nin boynunda görmüştüm..."
"Ciddi misin?"
"Evet, ama film siyah-beyazdı."
(Bahsi geçen sarı puanlı, siyah bir kravat aslında burada)
Ana Fellini küçükken, anne babasının bir trafik kazasında öldüğünü zannediyordu. Dedesi ve ninesi ona böyle söylemişlerdi. Dediklerine göre, anne babası onu almaya gelirken uçağın düşmesi sonucu ölmüşlerdi.
On bir yaşındayken, birisi onların Arjantin'deki askeri diktatörlüğe karşı savaşırken öldüklerini söyledi. Hiçbir şey sormadı, hiçbir şey söylemedi. Eskiden çok konuşkan bir kız olmasına rağmen, o günden itibaren ya çok az konuştu ya da sustu.
On yedi yaşındayken öpmekte zorlanıyordu, çünkü dilinin altında bir yara vardı.
On sekiz yaşındayken yemekte zorlanıyordu, çünkü yara her geçen gün daha da derinleşiyordu.
On dokuz yaşındayken onu ameliyat ettiler.
Yirmi yaşındayken öldü.
Doktor onu ağzındaki bir kanserin öldürdüğünü söyledi.
Dedesiyle ninesi onu gerçeğin öldürdüğünü söylediler.
Mahallenin büyücüsüyse çığlık atmadığı için öldüğünü söyledi.