Harun Gülle

Samuel Beckett Külliyatı #5
8/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2026 35. kitabı
·
34 saatte okudu
·
Okunma: 06 Nisan 2026 20:07
Üçleme bitti, sırada Beckett'in zihninin derinliklerine indiğim(?) eseri olan Hiç İçin Metinler var. Bu eserinde Beckett; parçalanmışlığın dahi kendi içinde ufalandığı, anlatının bütünüyle felç geçirdiği bir edebi harabeye davet ediyor bizleri. On üç kısa fragmandan oluşan bu eser, anlatacak hiçbir şeyi kalmamış ama susmasına da izin verilmeyen bir bilincin kendi kendini kemirmesini sahneliyor (varın yine nasıl bir varoluşçu felsefeyle boğuşacağınıza siz karar verin). Metinlerdeki isimsiz ve bedensiz ses, sürekli olarak "Neden konuşuyorum?" diye soruyor. Konuşacak hiçbir şeyi, anlatacak bir hikâyesi yok; ancak görünmez bir otorite (belki de varoluşun bizzat kendisi) onu kelime üretmeye zorlar. Yaratım süreci bütünüyle bir işkenceye dönüşmüştür. İlhamdan yoksun kalmış, insanlarla yüz yüze gelmekten kaçınan ve sadece önüne konan cansız fotoğraflara bakarak yağlı boya portreler çizen asosyal bir ressamın atölyesindeki tıkanıklık, tam olarak bu metinlerin ontolojik zeminiyle örtüşür. Ressam, sanatsal bir coşku hissetmemesine, yaptığı işten varoluşsal bir tiksinti duymasına rağmen, salt hayatta kalmak ve o mekanik düzeni sürdürmek uğruna fırça sallamaya devam eder. Hiç İçin Metinlerdeki ses nasıl boşluğa kelime kusmak zorundaysa, o izole sanatçı da tuvale boya kusmak zorundadır. Yaratıcılık, yerini boğucu bir mecburiyete ve mekanik bir zanaatkârlığa bırakmıştır bu yüzden. Peki bu ne anlama geliyor diyeceksiniz. Şöyle ki; Beckett’in fragmanlarında anlatıcı, kendi bedenine ve kimliğine yabancılaşmıştır. Bir kafatasının içinde mi hapsolduğunu, yoksa çamurun içinde mi yattığını bilemez. Kendi sesi bile ona ait değilmiş gibi gelir; zihni, başkalarının hatıraları, başkalarının kelimeleri tarafından işgal edilmiştir. ​Dış dünyayla, yani canlı ve nefes alan insanlarla tüm bağını
Hiç İçin MetinlerSamuel Beckett · Ayrıntı Yayınları · 2016702 okunma
Reklam
Samuel Beckett Külliyatı #4
8/10
·208 syf.··
Beğendi
·
2026 36. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 06 Nisan 2026 20:12
Samuel Beckett’in Molloy ve Malone Ölüyor ile başlayan yıkıcı üçlemesinin son durağı olan Adlandırılamayan kitabının sonuna geldim. Edebiyatın sınırlarının tamamen buharlaştığı, bedenin, mekânın ve hatta kimliğin ortadan kalktığı bir sıfır noktasının doruğunda kitap sona erdi. İlk kitapta çürüyen ve sürünen beden, ikinci kitapta bir yatağa hapsolmuştu. Bu son kitapta ise beden tamamen kayboluyor; geriye sadece hiçliğin ortasında, karanlıkta asılı kalmış, durmadan konuşmak zorunda olan bedensiz bir ses kalmış. Adlandırılamayanda ki ses, zaman zaman kendini kolları ve bacakları kesilmiş, bir restoranın önündeki menü tabelasının altında bir kavanoza yerleştirilmiş "Mahood" adında bir varlık olarak kurguluyor. Zaman zaman da hiç doğmamış, karanlıkta sürünen kör bir solucan olan "Worm" olduğunu iddia ediyor. Dış dünyayla bağlarını asgariye indirmiş, insan yüzlerinden kaçan ve sadece bir atölyenin sınırlarına hapsolmuş bir zihnin içerisinde militli hissettim kitabı okurken kendimi. İşin ilginç yanı ise kitabın en trajik paradoksunda yatıyor: Ses, susmak ve sonsuz bir hiçliğe gömülmek ister; ancak var olabilmek için kelimelere mahkûmdur. Üstelik kullandığı bu kelimeler bile ona ait değildir; "Ötekiler" (toplum, din, kurallar, tarih) tarafından ona zorla öğretilmiş, ağzına tıkıştırılmıştır. Kendi dilini bulamadığı için sürekli başkalarının kelimeleriyle geviş getirir. Bu durum, sanatından ve müşterilerin siparişlerinden iğrenen, ilhamdan yoksun ama hayatta kalmak (kirayı ödemek, bedeni doyurmak) için o mekanik portreleri üretmeye devam etmek zorunda kalan bir ressamın durumuyla büyük bir felsefi akrabalık taşır. Çizilen her bir portre, tıpkı kitapta ki sesin kurduğu her bir cümle gibi, sanatçının kendisine ait olmayan, başkalarının (müşterilerin) dayattığı bir yabancılaşma
AdlandırılamayanSamuel Beckett · Kırmızı Kedi Yayınevi · 2018260 okunma

Harun Gülle

, bir kitap okudu
8/10
·208 syf.··
Beğendi
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 06 Nisan 2026 20:12
·
2026 36. kitabı
Samuel Beckett
8.5/10 · 260 okunma
Samuel Beckett Külliyatı #3
6/10
·168 syf.··
Beğendi
·
2026 34. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 05 Nisan 2026 19:50
Beckett’in sarsıcı üçlemesinin ikinci kitabı olan Malone Ölüyor, eylemin tamamen durduğu, hikaye anlatıcılığının kendi üzerine çökerek can çekiştiği bir bekleme odasına davet ediyor resmen okuru. İlk kitap olan Molloy'daki o fiziksel, acı verici sürünüş ve arayıştan bahsetmiş idim, ikinci kitabında ise bu arayış bitmiş; yerini, kimin olduğunu bilmediği bir odada, bir yatağa çakılı halde ölümü bekleyen Malone'un mutlak eylemsizliğine bırakmış Beckett. Bu eserde artık Malone dış dünyadan tamamen kopmuş durumda. Sahip olduğu tek şey; bir defter, bir kalem ve yatağından uzanıp bastonuyla kendine çektiği birkaç zavallı eşya. Dış dünya, sadece pencereden sızan ışıktan ve uzaktan gelen anlamsız seslerden ibaret. Dış dünyayla tüm bağlarını koparmış, insanlarla yüz yüze gelmekten kaçınan ve sadece önüne konan fotoğraflara bakarak yağlı boya portreler çizen asosyal bir ressamın zihniyetini kavramak için Malone’un bu odası son derece sarsıcı bir ontolojik zemin oluşturur ayrıca. Odanın sınırları, bilincin sınırlarına dönüşür. Eşyaların (boyaların, fırçaların, fotoğrafların veya Malone'un tükenmekte olan kaleminin) varlığı, yüce bir yaratıcılığın araçları olmaktan çıkar; ölümü, hiçliği ve anlamsızlığı unutturmak için kullanılan zavallı oyalayıcılara dönüşmüş durumda. Manik ve bipoların zirvesi bu adam. Diğer yandan Malone ölümü beklerken zaman öldürmek zorundadır. Vakit geçirmek için hikayeler uydurmaya karar verir (Sapo ve daha sonra Macmann adını alan karakterler yaratır). Ancak bu yaratım süreci sancılıdır, isteksizdir ve neşeden bütünüyle yoksundur. Romanın sonlarına doğru kurgu ile gerçeklik birbirine girer. Malone'un bilinci zayıfladıkça, yarattığı karakter Macmann'ın hikayesi ile kendi ölümü arasındaki sınırlar erir. Kitabın sonunda kelimeler teklemeye, cümleler
Malone ÖlüyorSamuel Beckett · Kırmızı Kedi Yayınevi · 2018324 okunma