...kim ne derse desin, kendisi olmaktan çıkmak kendini bilmekten de acı vericidir. Bunun nedeni, insanın kendinde olduğunda kişiliğinden bir şeyler eksiltebilmek için ne yapması gerektiğini bilmesi, kendini kaybettiğindeyse artık herhangi bir insan olup çıktığından kişiliğini gizleme olanağının kalmamasıdır.
Sayfa 16 - Ayrıntı Yayınları Birinci Basım 1999 Çeviren: Uğur Ün·Kitabı okudu
Samuel Beckett’in efsanevi üçlemesinin (Molloy, Malone Ölüyor, Adlandırılamayan) ilk durağı olan Molloy, geleneksel anlamda bir roman değil. Bu kitap; olay örgüsünün, karakter bütünlüğünün ve hikâye anlatma eyleminin bizzat kendi üzerine çökerek can çekiştiği karanlık bir edebi bataklık gibi resmen.
Bu yüzden Marcel Proust, James Joyce, William Faulkner gibi yazarların eserlerini anlamak zordur, ancak hikâye sizi kendine bir şekilde çekmeyi başarırsa karakterleri daha bir içselleştirerek okursunuz. Beckett'i okumak ise tam bir zihinsel işkencedir (hem iyi hem de kötü yönleri var bu durumun) çünkü Beckett bir olay anlatmaz, karakterlerinin giriş gelişme sonuç odaklı bir gayesi yoktur. Sadece bir karakter vardır ve konuşur. Sayfalarca süren, üst üste yığılmış monolog enkazından kaçmak için artık köşede bekler ve ne anlattığından ziyade nasıl anlattığına odaklanmaya çalışırsınız.
İşte, Beckett böyle bir yazar.
Gelelim üçlemenin ilk kitabına tekrardan. Molloy, birbirini bir ayna gibi yansıtan ve giderek bozulan iki ayrı bölümden/anlatıcıdan oluşuyor. Bu iki bölüm, insanın kendi varoluşuyla ve üstlendiği görevlerle olan hastalıklı ilişkisini kusursuz bir felsefi neşterle yarıyor.
Romanın ilk yarısı, kim olduğunu, nerede olduğunu ve hatta ne zaman yazdığını tam olarak bilmeyen Molloy’un annesini bulmak için çıktığı (veya çıktığını sandığı) o absürt yolculuğu anlatır. Molloy bir anti-kahramandır; yaşlıdır, hastadır ve bedeni adım adım iflas etmektedir. Önce bisikletiyle ilerler, sonra koltuk değneklerine mahkûm olur, en sonunda ise bir ormanda karnı üzerinde sürünmeye başlar. Nihayetinde kendini (muhtemelen) annesinin odasında, yatağa hapsolmuş bir halde, ona kâğıt kalem veren görünmez bir adam için bu satırları yazarken bulur.
Dış dünyayla tüm bağlarını koparmış, o loş ve rutubetli odaya