Nihayet, 2. defa bu destansı yolculuğa yeniden çıkmış bulunuyorum.
Kitap, klasik bir "giriş-gelişme-sonuç" çizgisinden ziyade, zihnin çağrışımlarıyla ilerleyen döngüsel bir yapıya sahiptir. Temelde üç ana bölümden oluşur:
1) Combray: Anlatıcının çocukluğuna, halasına, kiliseye ve o meşhur "uykuya yatma dramına" odaklanan kısım.
2) Swann'ın Bir Aşkı: Anlatıcının doğumundan öncesine giderek, aile dostları Charles Swann’ın, Odette de Crécy adında "tarzı olmayan" bir kadına duyduğu saplantılı aşkı anlatan novella tadındaki bölüm.
3) Memleket İsimleri: İsim: Anlatıcının doğa, mekan isimleri ve ilk aşk hayalleri üzerine kurduğu daha kısa bir bölüm.
Bu kitabın kalbi, belki de edebiyatın en ünlü sahnesi olan Madeleine (Madlen) keki anıdır.
Proust burada bize şunu anlatır: Geçmişi zihnimizde zorlayarak (akılla) hatırlamaya çalışmak nafiledir. Gerçek hafıza, bir tada, bir kokuya veya bir sese gizlenmiştir. Anlatıcı, çaya batırdığı keki damağına götürdüğü anda, yıllardır unuttuğu Combray kasabası, evleri, insanları ve atmosferiyle birlikte zihninde "bir Japon çiçeği gibi" açılır.
Proust’u okurken kendi hayatınızdaki kokuların ve tatların peşine düşmemeniz imkansızdır. Bir sabun kokusunun sizi 20 yıl öncesine götürmesi, tam olarak Proustyan bir andır.
Kitabın başında, anlatıcının çocukken annesinden alacağı "iyi geceler öpücüğünü" beklemesi sayfalarca sürer. Modern bir okur için bu başta sıkıcı gelebilir, ancak sabrettiğinizde orada evrensel bir çocukluk kaygısını görürsünüz: Terk edilme korkusu ve sevgiye duyulan muhtaçlık.
Proust, bir çocuğun merdivenlerdeki ayak seslerini dinlemesini öyle detaylı anlatır ki, o anın gerilimi bir korku romanını aratmaz. Bu bölüm, yazarın en küçük duyguyu bile atomlarına ayırarak inceleme yeteneğinin kanıtıdır.
Bir konuya daha