Ortak Yaşam Alanlarında Huzur ve Sükûn Hakkı: Komşuluk Hukuku, Mülkiyet ve Sosyal Sorumluluk Ekseninde Bir İnceleme ​Modern kent hayatının en büyük açmazlarından biri, bireysel özgürlüklerin sınırları ile ortak yaşamın getirdiği zorunlulukların nerede kesişip nerede ayrılacağı problemidir. Özellikle apartman ve site gibi toplu yaşam alanlarında bu durum, hukukun, sosyolojinin ve felsefenin doğrudan konusu haline gelen yapısal bir çatışmaya dönüşmektedir. Bu çatışmanın en somut tezahür ettiği yerler ise hiç şüphesiz yapıların giriş ve birinci katlarıdır. Mimari konumları gereği ortak bahçe, otopark veya avlu gibi alanlara en yakın mesafede bulunan bu katların malikleri, dış dünyanın keşmekeşine karşı en savunmasız kesimi oluşturur. Gün boyu zihinsel veya fiziksel bir emeğin ardından evine dönen, dinlenme hakkını kullanmak isteyen çalışanların ya da yaşları gereği sükûnete muhtaç yaşlı bireylerin yaşam alanları, kolektif alanlardaki kontrolsüz eylemlerle sıklıkla ihlâl edilmektedir. Ortak alanlarda çocukların top oynarken sınırları aşması, gürültünün boyutu ile birlikte genel ahlâk ve toplumsal saygı kurallarını zedeleyen küfürleşmelere dönüşmesi, konuyu basit bir çocuk oyunundan çıkarıp mülkiyet hakkının özüne ve kişilerin ruh sağlığına yönelik bir müdahale zeminine taşımaktadır. Bu makalede, söz konusu sorun Türk hukuku, Yargıtay emsalleri, disiplinler arası mantıksal zemin ve toplumsal sorumluluk ekseninde analiz edilecektir. ​Mülkiyet Hakkının Sınırı ve Huzur Hakkının Felsefi-Hukuki Temeli ​Hukuk sistemlerinin temelini oluşturan mülkiyet kavramı, bireye sadece bir taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisi vermez; aynı zamanda o taşınmazın sınırları içinde dış müdahalelerden uzak, insani vakara yakışır bir yaşam sürme hakkını da tanır. Türk Medeni Kanunu kapsamında
Sosyoloji
DEHB'e dair kapsamlı bir çalışma...
DEHB’nin nörobiyolojik temel bileşenleri: • Dopamin salınım ritminin pulsatif düzensizliği. • Prefrontal korteks–striatum iletişiminde fonksiyonel kopukluk. • Ödül devrelerinde gecikmeye düşük tolerans (delay aversion). • Zamanın bilişsel temsilinde (time perception) entropik bozulma. • Duygusal regülasyonda limbik baskınlık. Bu yapısal bozukluk, kişiyi “isteksiz” değil, disregüle hale getirir. Zihin başlamak ister ama başlatma devreleri ateşlenmez; devam etmek ister ama dopaminerjik tonus çöker; bitirmek ister ama PFC stabilitesini koruyamaz. Yani DEHB’li bireyler iradesiz ,karasız,vdengesiz değil nörotransmiterleri dengesiz. Felsefi açıdan DEHB, insanın zamana hükmetme kapasitesinin kırılganlığını ortaya çıkarır. Heidegger’in “zaman varoluştur” tezi burada nörobiyolojik karşılığını bulur: Zamanı düzenleyemeyen zihin, kendi varoluşsal yönelimini de düzenleyemez. İki Mekanizmanın Nörobiyolojik Kesişimi: Ortak Entropi Noktası Dopamin bağımlılığı ve DEHB’nin kökenleri farklıdır, ancak çıktıları aynı sinaptik bölgelerde yoğunlaşır: • Dorsolateral PFC disfonksiyonu • Striatal dopamin transmisyonunda dengesizlik • Ödül-salience haritalamasında bozulma • Dürtü–kontrol devrelerinin inhibisyonu • Uzun vadeli hedeflere yönelik motivasyon kaybı • Zamanı yapılandırma kapasitesinin çöküşü Her iki durumda da zihin, davranışlarını “özgür seçim”le değil, dopaminerjik akışın yarattığı eğilimler ile belirler.
Psikoloji /Psikiyatri
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
HEIDEGGER: “VAR-OLMA” VE “DANS” FELSEFESİ
Heidegger’in felsefesinde insan, yalnızca düşünen ya da davranan bir varlık değildir; insan, kendi varlığını mesele edinen varlıktır. Heidegger bu varlığa Dasein adını verir. Dasein, dünyaya dışarıdan bakan bir bilinç değil, zaten dünyanın içinde bulunan, oraya atılmış olan ve kendi olabilirlikleriyle yüzleşen varlıktır. Heidegger’in “atılmışlık” kavramı, insanın kendisini seçmediği bir dünyada bulmasını ifade eder. İnsan hangi aileye, hangi zamana, hangi bedene, hangi koşullara doğacağını seçmez. Fakat bu seçilmemiş başlangıca rağmen, kendi olabilirliğini seçme imkânına sahiptir. İnsan, yalnızca kendisine verilmiş hayatı yaşayan değil, o hayat karşısında bir tavır alan varlıktır. Şans ve Dans bu Heideggerci düşünceyle güçlü bir ilişki kurar. Romandaki karakterler de kendilerini seçmedikleri hayatların içinde bulurlar. Selim’in yalnızlığı, Sibel’in kararsızlığı, Türkan’ın uykusuzluğu ve Hakan’la yaşadığı çatışma, yalnızca psikolojik durumlar değildir; varoluşsal sıkışmalar olarak okunabilir. Selim’in yalnızlığı, dünyada bulunmanın ağırlığını taşır. Sibel’in kararsızlığı, kendi olabilirliğini seçme eşiğinde durur. Türkan’ın uykusuzluğu ise Heidegger’in “kaygı” kavramına yaklaşır. Kaygı, belirli bir nesneden duyulan korku değildir; insanın kendi varlığıyla, boşlukla ve ihtimalleriyle karşı karşıya kalmasıdır. Bu noktada Şans ve Dans, Heidegger’in kaygısını bütünüyle kabul eder; fakat onu yalnızca sessiz bir varoluşsal boşluk olarak bırakmaz. Roman, kaygıyı dansın içine taşır. Kaygı, karakterleri durduran bir karanlık olmaktan çıkar; onları harekete, yüzleşmeye ve ilişki kurmaya zorlayan bir eşiğe dönüşür. Heidegger’de ölüm, insan varoluşunun en temel imkânlarından biridir. İnsan kendi ölümünün farkında olan varlıktır ve bu farkındalık, onu daha sahici bir yaşama
Çizgi romanlar da açıklama ister, önsöz ister, inceleme ister
Martin Mystere - Sayı 217 - Dört Boyutlu Fidye "Fantazmagori" (Mystère'in Gizemleri) köşesi, serinin yaratıcısı Alfredo Castelli tarafından her sayının arkasına eklenen özel bir entelektüel/kültürel genel kültür bölümüdür. Bu bölümün hazırlanmasındaki temel amaçlar şunlardır: 1. Maceralardaki Gerçek ve Kurgu Sınırını Netleştirmek: Martin Mystère maceraları doğası gereği mitoloji, dinler tarihi, arkeoloji, gizemli bilimler, komplo teorileri ve ezoterizmle iç içedir. Okuyucunun kafasında *"Hikayede anlatılan bu efsane, tarihsel kişilik ya da bilimsel veri gerçek mi, yoksa tamamen kurgu mu?"* sorusu uyanır. Fantazmagori köşesi, macerada adı geçen konuların ve kavramların tarihsel dokümantasyonunu, kaynaklarını ve bilimsel gerçekliğini okuyucuya sunar. 2. Kültürel ve Felsefi Derinlik Kazandırmak: Görsellerdeki örnekte de görüldüğü üzere (yaşlılık kavramının etimolojisi, kutsal kitaplardaki kronolojiler, asırlık insanların tarihsel kayıtları, Faust efsanesinin gerçek kökeni vb.), sadece basit bir çizgi roman okuma deneyiminin ötesine geçerek okuyucuya felsefi, sosyolojik ve antropolojik bir bakış açısı kazandırmayı hedefler. 3. Okuyucuyla Entelektüel Bir Bağ Kurmak: Alfredo Castelli, bu köşeyi adeta okuyucuyla sohbet ettiği kişisel bir kürsü olarak kullanır. Kendi düştüğü kavramsal yanılgıları (örneğin "yaşlı" yerine "yaşça büyük" kelimesini kullanarak siyasi doğruculuk tuzağına düşmesi gibi) samimi bir dille paylaşır. Bu durum, Martin Mystère'i sadece bir macera çizgi romanı olmaktan çıkarıp "akıllıca kurgulanmış bir kültür dergisi" formuna ulaştırır. Bir önceki sayı olan Martin Mystere - Sayı 216 - Slumberland'a Dönüş devamı olan bu sayının okunurluguna bir katkı sunması açısından bu bölümü burada paylaşmayı uygun gördüm. # YAŞLILARA YOL AÇIN: ZAMANIN,
Hayata Dair
Eklektik Fenomenoloji Analizleri
Çağımızda bireylerin aşırı bencilleşmesi, toplumların yapay gündemler üzerinden kutuplaşması ve devletlerin küresel piyasalar karşısında küçülmesi bize bilinç, sağduyu ve çözüm ekseninde mevcudu sorgulayan, eleştiren ve alternatif sunan bir siyasal yaşam felsefesi arayışına itmiştir. Ben Dr. Muhammet Barkım CANLIOĞLU olarak postmodern, pragmatist ve fenomenolojik birikimimi eklemleyerek oluşturduğum Eklektik Fenomenoloji perspektifimle çağın sorunlarını "Ö.Z.A.Y ilkeleri" yani Ötekisiz Zulümsüz Aşırılıksız Yaşam İlkeleri çerçevesinden çözümleme gayretindeyim. Eklektik Fenomenoloji, Eidos'u yani özü konstitüsyonle yani anlam kurma süreçlerinde insanların lebenswelt adını verdiğimiz yaşam dünyalarındaki içeriklerini empati adını verdiğimiz duygudaşlık bağlarıyla kesinleştirerek birinci tekil kişi tecrübesine tutunan bireyin yapacağı anlamsal indirgemeleri felsefi ve siyasi olarak köklü değişimlere dönüştürür. Bir farkındalık erdemi olarak nötr diyalektiğe odaklanan makullüğü ile eşitlik ve normlar arasında olgunluk ve legalite bağları kuran olumlu bir algı felsefesi olarak eklektik fenomenoloji jenerasyonlar arası oluşan iletişimsizliği insanın özüne inerek baştan kurar. En temel şematik analizini paylaştığım görselde bulacağınız Eklektik Fenomenolojik metodoloji bize her veri protototipini zihin bilinç ve anlam dünyamızda nasıl dönüştürmemiz gerektiğini sunan parti, hizip ya da ideoloji ötesi bir bilinç eleğidir. Çalışmalarıma gösterdiğiniz ilgi için hepinize çok teşekkür ederim. Doktor MBC
Doktor MBC ile Fenomenolojik Analizler
İnsanın bu dünyadaki temel trajedisi, kendi varlığının ağırlığını taşıyamayıp onu nesnelerin hafifliğiyle takas etme arzusudur. Modern insan, varoluşsal boşluğunu (horror vacui) anlamlandırmak yerine, etrafını biçimlerle, renklerle ve ambalajlarla kuşatarak görünmez bir kalkan inşa ediyor. Bu, felsefi anlamda bir "kendinden kaçış" estetiğidir. Nesnelere yüklediğimiz anlamlar, kendi içsel hiçliğimize karşı ördüğümüz duvarlardan ibarettir. Biz eşyaya sahip olduğumuzu iddia ederken, aslında nesne bizi kendi mekanına hapsediyor ve bizi kendi doğasına uydurarak nesneleştiriyor. Yani bilinç, kendi yarattığı yapay dünyada, ürettiği araçların kölesi haline gelen trajik bir özneye dönüşüyor. Zaman ise bu varoluşsal oyunun en amansız hakimidir. Kronolojik zamanı (kronos) kutsallaştırıp, anın getirdiği niteliksel zamanı (kairos) tamamen gözden kaçırıyoruz. Hız, modern bilincin kendini sorgulamasını engelleyen afyon felsefesidir; çünkü durmak, insanın kendi içindeki o tekinsiz boşlukla, yani kendi varlığıyla baş başa kalması demektir. İnsan durduğunda, zamanın onu eskitmediğini, aksine kendisinin zamanı hoyratça tükettiğini fark eder. Bu farkındalığın yaratacağı ontolojik kaygıdan (anksiyete) kaçmak için, adımlarımızı daha da hızlandırıyor, saniyeleri birer tüketim nesnesi gibi harcıyoruz. Deneyimi değere dönüştüremediğimiz, sadece üzerinden geçip gittiğimiz bir patinaj alanıdır artık hayat. Kusursuzluk algısı da bu illüzyonun estetik ayağını oluşturur. Doğa, doğası gereği asimetrik, kusurlu ve ölümlüdür. Oysa insan, kendi faniliğinden duyduğu korku yüzünden her şeyi pürüzsüzleştirmeye, sterilize etmeye çalışıyor. Kırılan bir nesneyi, incinen bir ruhu ya da