Gökyüzünün altında tek bir aile bulunur. Sadece onu meydana getiren kişiler birbirinden farklıdır." Bu ifade; insanlığın temel birliğini, hepimizin aynı ailenin birer parçası olduğunu vurgulayan evrensel, felsefi bir bakış açısıdır.Çin felsefesinin temelini oluşturan Konfüçyüslükteki "Gök altında herkes tek bir ailedir" (天下一家 - Tiānxià yījiā) felsefi düşüncesine dayanır.
Konfüçyüs
Antik Yunan felsefesi, sadece Epistemoloji (Bilgi Felsefesi) ve Ontoloji (Varlık Felsefesi) alanında değil, Etik (Ahlak Felsefesi) alanında da bunu çok açık bir biçimde göstermiştir. Hatta, bu dönemde Etik alanında yazılıp günümüze de ulaşan metinler, ahlak konusunun, Musevilik, Hıristiyanlık ve İslam dinlerinin tekelinde olmadığının, insanlık tarihinde, söz konusu üç dinden bağımsız olarak, vahiy, iman, günah, sevap, cennet, cehennem, cezalandırıcı ve ödüllendirici Tanrı gibi anlayışlar yerine, felsefi temeller üzerine inşa edilmiş olan bir ahlak anlayışının var olduğunun, en önemli kanıtları arasında yer alır. Antik Yunan felsefesinde, örneğin Platon’un ve Aristoteles’in metinlerinde, ahlak ve erdem arasında çok önemli bir ilişki kurulmuş, adalet, cesaret ve dostluk gibi erdemler, ahlakın temel unsurları olarak ön plana çıkmıştır.
Reklam
İNSAN MUTLULUĞUN İKİ TEMEL DÜŞMANI: ISTIRAP VE CAN SIKINTISI
"İnsan Mutluluğunun İki Temel Düşmanı: Istırap ve Can Sıkıntısı" başlıklı bölüm, yazarın kötümser felsefesinin en özlü ve çarpıcı özetlerinden birini sunmaktadır. Schopenhauer, insanın temel trajedisini "istek" ve "doyum" arasındaki döngüye oturtur. Hayat bu iki kutup arasında gidip gelen bir salınımdır: Istırap: Bir şeye duyulan ihtiyaç karşılanmadığında ortaya çıkar. İnsan, arzuladığına ulaşamadığı sürece acı çeker. Can Sıkıntısı: İhtiyaçlar karşılandığında ve arzular doyurulduğunda ise insanı boşluk ve anlamsızlık duygusu, yani can sıkıntısı karşılar. İnsanın Trajik Konumu Yazarın bu metindeki temel tezi, insanın mutlu olmasının neredeyse imkansız olduğu üzerinedir. Çünkü ihtiyaç duyduğumuz her şey bizi ıstıraba sürüklerken, bu ihtiyaçları karşılayıp rahata kavuştuğumuz anda ise hayatın anlamsızlığı ile yüzleşip can sıkıntısına düşeriz. Schopenhauer, bu durumu hayatın bize sunduğu kaçınılmaz bir "sarkaç" olarak nitelendirir. Bu bölüm, modern insanın sürekli bir "daha fazlasına sahip olma" arzusunun aslında neden bir mutluluk getirmediğini felsefi bir derinlikle açıklar. Schopenhauer, dış dünyadaki nesnel faktörlerin (yokluk veya bolluk) içsel dünyamızdaki bu temel çatışmayı çözemeyeceğini, çünkü "can sıkıntısı" ve "ıstırabın" özünde insan doğasının kaçınılmaz bir parçası olduğunu savunur. Bu bölüm, Schopenhauer’in diğer eserlerinde de işlediği "irade" kavramının insanı nasıl sürekli bir tatminsizliğe sürüklediğinin, son derece net ve edebi bir dille ifade edilmiş halidir. Okuyucuya, insanın arayışlarının neden çoğu zaman hüsranla sonuçlandığına dair sarsıcı ve gerçekçi bir perspektif sunar.
Ev işleri ve çocuk doğurma eylemi, her gün yeniden başlanan ve kalıcı bir eser bırakmayan döngüsel bir tüketim süreci olduğu için, kadına toplumsal düzlemde erkeğin üretici emeğine eşdeğer bir saygınlık veya ekonomik özerklik kazandırmaz. Bu durum, kadının emeğinin görünmez kılınarak evlilik içinde sömürülmesinin en temel felsefi gerekçesidir.
Eğer insan realitesinin temel yoksunlukları, temel yetersizlikleri felsefi düzeyde tartışma götürmüyorsa, o zaman herhangi bir makinedeki arıza ve aksaklıklardan söz eder gibi, onları basit "arızalar" olarak psikanalitik düzlemde sorgulamak isterim.
Sayfa 39
Erkek, bedenini ve zihnini istediği kadar çalıştırsa da, buluş üstüne buluş, icat üstüne icat, şaheser üstüne şaheser yığsa da, ne kadar gelişirse gelişsin, ne doğasını değiştirmeyi ne de karakterini başka bir kılığa sokmayı başarabilecektir. Güç onun temel özelliği olarak kalacak; beden için güzel bir yüze ya da zekâ için bir periye dönüşmeyecektir. Bedenine ve düşüncesine daha fazla acı verdikçe, bunlara o kadar az dönüşecektir. Aynı şekilde, kadın, erkeğin fikirlerine yönelik kavrayışını istediği kadar keskinleştirse de, bilgilerini onunla birlikte artırsa da, kimi zaman onun yorumlarına bütünüyle nüfuz etse de, asla degür düşünceli olmayacaktır -bu tabiri tamamen eril ve felsefi anlamıyla yeniden oluşturdum-. Kadın hep güzellikler konusunda kendisini geliştirecektir yalnızca ve bu da, kadın daha çok öğrendikçe daha fazla olacaktır. Doğa, dediğim gibi, onu kendi gelişimi dâhilinde güzelliğe zincirlemiştir; onun istikameti budur, deyim yerindeyse, konumu budur.
Sayfa 28·Kitabı okudu
Araştırma-İnceleme
Reklam
Reklam