Bunu filmi izlerken de hissetmiştim ancak şuan kitapta daha yoğun hissediyorum. Vronskiy’nin Anna’ya rahatlık değil umutsuzluk ve mutsuzluk vaadetmesi o kadar gerçek ki, kitabın başından beri Vronskiy’i en dürüst gördüğüm an sanki.
“..; ama ben rahatlık nedir bilmem ve size de veremem. Bütün benliğimi, sevgimi… evet. Sizi ve kendimi ayrı olarak düşünemiyorum. Siz ve ben, benim için biriz. Ve bundan böyle ne kendim, ne de sizin için rahat olma olasılığı görmüyorum. Umutsuzluk, mutsuzluk olasılığı görüyorum… ya da mutluluk olasılığı görüyorum, hem de ne mutluluk!”
Sindire sindire okuduğum, 10 ayda bitirdiğim ve önyargılarım ya da etrafımdaki insanların yargıları yüzünden arayı açtığım sonra tekrar döndüğüm sevdiğim ve hayran olduğum kitap bitti. Şimdi sıra müzeyi görmekte
Masumiyet Müzesi ni Kemal'e olan öfkem yüzünden aylar önce aniden bırakmıştım. Kemal'e olan öfkemi ya şu an çektiği derin acı ve bu acının tasviri ya da aradan geçen zaman hafifletti. Ama hala anlamakta zorlanıyorum, aşkı bu kadar büyükken ve canı bu kadar yanarken hala asla konfor alanından çıkmayı düşünmüyor ve "en kötü ihtimal" i aşık olduğu kızla evlenmek olarak görüyor.
Nasıl yani, gerçekten mi??