Kitabı okuduktan sonra, hikayenin kendisine anlatıldığı adam gibi "böyle durumlarda insanların hep yaptıkları gibi, boşlukta sonsuz bir noktaya, olmayan bir odağa bakıyordu" m. "ama sonra sonra, gördü de." ama ben göremedim. Oysa ki görmeyi çok da isterdim.
Kitabı okurken köle ve hoca arasındaki o gerilimi iliklerime kadar hissettim hatta bazen yarıda bırakmayı bile düşündüm ama hikaye kendini okutmasını çok iyi biliyordu.
Hikaye ciddi anlamda etkileyiciydi ama sonunda birden ne oldu da bitti gibi bi kafa karışıklığı yaşadım. Belki de yazar da bunu istemiştir.
Haricinde de hocanın zekasını ileri açılmak içini kullanmayı bırakıp, kendi zihninin etrafında dolandığında, evliyanın da dediği gibi, zekasını ilerletmek yerine körelttiğini sonrasında da bunaldığını, her şeyi çözmeye çalışırken kendisinde takılı kaldığını düşünüyorum.
Bu sözlerime Yunus Emre'nin "ilim kendini bilmektir" sözü ile karşı çıkmak isteyenler olabilir ama hoca kendini bilmek de istemiyordu aslında. Kendi yaratılışını anlamak için isyan ediyordu kendi kendine ama bu sonu olmayan bir düşünceydi. Çevresinin bundaki etkisini asla yok sayamam. Ama kendi içinde kapana kısılmasaydı belki o zaman neden ben benim sorusunun cevabını bulabilirdi.