Öncelikle şunu söylemeliyim ki kitap baya akıcı ve basit bir dille yazılmış, hatta bence gereğinden fazla basit bir dil kullanılmış. Olaylar çok tahmin edilebilirdi açıkçası, hiçbir şaşırabileceğim olay olmadı. Dümdüz okudum geçtim gibi oldu. Hatta asıl çiftimizden çok Efra'nın hangi Ateş kardeşiyle olacağını daha çok merak ettim diyebilirim. Bence hikayedeki tek merak unsuru buydu. Ben Uygar'la olacak diye tahmin ettim baştan beri ama kitap bittiğinde bile belirsiz olması garipti, sanırım 2. kitaba saklanmış. Uygar ve Efra uyumu daha güzel bence, 2. kitapta umarım beklediğim olur. Aslında bütün karakterleri ayrı ayrı sevdim diyebilirim, öyle sevmediğim bir karakter yok bariz bir şekilde. Alar ve Uygar'ın zıtlıkları güzel yansıtılmıştı. Uygar akıllı, mantıklı ve soğuk duruşlu, Alar ise çok şebek, çok komik bir karakterdi. Efra'nın o nahif, utangaç yanını da sevdim, fangirl hali baştan beri olduğu için çok batmadı. Ancak Deren'in rolü çok zorlamaydı. Yani tabii ki de diğer kardeşe de bir partner getirilmesi normal ve Deren de zaten hikayenin başında giriyor daha olaya ama koruma olarak mı girmeliydi bilemiyorum. Deren'i sevmediğimden değil sadece rolü çok havada kaldı. Bora ve Maya konusunda da bence duygular biraz zayıf gibiydi, bir şeyler eksikti. Belki Bora'nın içsel çatışmaları daha çok okuyabilirdik. Mantıksız bulduğum çok yer oldu kitapta. Maya'nın eniştesi sorunlu ama kızı hiç araştırmıyor mesela, bu ilginçti. Uygar'ın pat diye tatile tanımadığı Deren'i getirmesi, kızın onlardan biri gibi geniş geniş takılması falan koruma rolünü daha da zorlaştırıyordu açıkçası. Doğruluk mu cesaret mi oynandı ama cesarette soru soruldu mesela? Ve o oyunda Efra resmen unutuldu. Sondaki olayda Maya'nın da Bora'nın da sanki telefon icat edilmemiş gibi davranması da ibretlik