Bir Şair Bir Kitap
Dilek Kartal – Taşı Kim Atacak kısa boylu bir kadınım ben bundandır boyumdan büyük ne yazsam ne yapsam; yaşımı kestirmeniz güç başıma bakarsınız oysa, gülünçtür belki durup narin nazenin bir elif miktarı evet evet ya da kalıp biraz pişmanlık biraz nostalgia olmasaydı sonumuz böyle ** çocuklar kalır bölünmelerden geriye yetim çocuklar; ana dilleri öfke ** besmeleni çek ve başla! tumturaklı sözlere ihtiyacın yok buğzetmek için ** biyoloji soğukkanlı: insan doğar, büyür, yaşar ve ölür sosyoloji: arada bir yerde de okula gider ben: türk olduğunu öğrenir, doğru ve çalışkan varlığını armağan etmeyi bir de ** eğitim şart, okullar mühim tam böyle dört bin isteyen bir dershaneyle
İzdiham
Bir Şair Bir Kitap
Alper Gencer - Şarkısızın Şarkısı susamıyorum sevgilim çünkü havada sesimi doğuran bir esir var bütün çilingirleri sofralara çekerek kapıda kalanlarla konuşmak istiyorum kapısında kaldıkları sahiden evleri mi? bir kilidi açmak kolay değil o kadar hırsızın belki de yoktur kabahati! ** selam ile insan insana iliklenir başında ortasında ve sonunda yine selam çünkü aranızda selamı yayın demiş efendim ** bu sonucu beğenmedim sebebi neyse kov! kes iplerini gel beraber vuralım kuklacıları vuralım ve bir tren yırtsın dünyanın perdelerini devrilsin ışık ve gerçek rengini giyinsin gül ** ben trenin içindeyim git kendine bir istasyon bak bırak onlar kendi koydukları kurallara inansınlar ** çektirdiğin fotoğraf neden hiç konuşmuyor ** bütün randevulara düzenli olarak geç kalmakta haklıydım
DERGAH
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Nihayet, Sadrazam elçinin isteklerini kabul etmiş, ancak Açê’nin Osmanlı toprağına çok uzak oluşunun hem fiilî bir yardım, hem de haberleşmeyi engellediğini, bu yüzden doğrudan himayeyi üstlenmenin çok mahzurlu olacağına dikkat çekmişti. Bununla birlikte daha önceden ferman verildiği halde şimdi Halife yardımını yekvücut olarak isteyen bu insanları reddedip onları meyus etmenin Halifenin şanına yakışmayacağını da zikretmiştir.¹³⁶ Bununla birlikte İngiltere ve Rusya’nın da meseleyi kapatmak için bastırması¹³⁷ neticesi bir orta yol bulunması kararlaştırıldı. Hem Açelilere verilen ferman hükümlerini geçerli kılmak, hem de Hollanda ile bir mesele çıkarmamak için Hollanda’ya “suret-i dostanede bazı ihtarât” icrası oy birliği ile uygun görüldü.¹³⁸ Sultan Abdülaziz de “medlûl ve ibaresini yolunda” görerek onayladı (3 Eylül 1873). Hollanda’ya yazılan “dostane ihtar mektubu”¹³⁹ ise, Osmanlı idarecilerinin görüşünü en açık biçimde aksettirmektedir. Öyle ki; Açê’nin Sultan I. Selim¹⁴⁰ zamanında Osmanlı himayesine alınıp alâmetler gönderildiği ve o zamandan beri bu münasebetlerin devam ettiği ancak, uzak mesafenin doğrudan münasebeti engellediği anlatılmaktadır. Daha sonra 1852’de Mansur Şah’ın da elçi göndererek münasebetleri yenilemek istediği, “atalarından kalan memleketin eyalet-i mümtaze” sıfatı ile Osmanlı Devleti’ne iltihakını rica etmiş, Osmanlı’yı Cava’nın hâkimiyetine kendisini de makam-ı Hilâfet-i İslâmiye’nin fermanına bağlı kabul ettiğini bildirmişti. Osmanlı hükümeti de bunu kabul edip fermanlar göndermişti. Mektup, Hollanda’nın saldırı hazırlığı üzerine Cava Emirinin elçi gönderip yardım istediğini, halkın o toprakların genel hâkimi Osmanlı hükümetinden kendilerini idare etmeye bir memur göndermesini istediklerini belirterek devam etmektedir. Osmanlı hükümetinin bu
Sayfa 99·Kitabı okudu
“Ve bundan sonra, sultan-ül a’zam ve melik-ül muazzam, ümmetlerin metbûu, Arab, Acem ve Rum reislerinin efendisi, emniyet ve selâmetin yayıcısı, adalet ve ihsanın koruyucusu Osman Hân’ın oğlu Orhan Hân’ın oğlu Murad Hân’ın oğlu Mehmed Hân’ın oğlu Bâyezid Hân’ın oğlu Selim Hân’ın oğlu, es sultan ibnis sultan Süleyman Hân hazretleri —Allah onun mülkünü zamanın ve devrânın nihayetine kadar devamlı kılsın, âmin yâ Rabbel âlemin— bir gün ferman buyurdular ki: ”Sen ve karındaşın nasıl ortaya çıkıp, cihad meydanına atıldınız? Bunun sebebi ne idi? Kimlerdensiniz? Kul tâifesinden mi, şâirlerden mi? Bu zamana gelinceye kadar ufak büyük, karada ve denizde, ne şekil gazalar oldu ise, baştan sona kadar, ne eksik ne fazla, gerek nazım gerek nesirle, yazıp bir kitap düzüp buraya gönderin ki, eskiden yazılmış tarihlerin yanında, Hazine-i Âmire’de bulunsun!” Bu yüce fermana can baş üstüne deyip, Seyyid Murâdî’yi çağırttım. Seyyid Murâdî, emrimdeki reislerden Durak Reis’in baştardasında gazalara iştirak eden bir deniz yiğidi idi. Gazalarımızı nazımla destan edip söylerdi. Yazdıkları hoş şeyler olup gaziler ezber eder, okurlardı. Murâdî’ye dedim ki: “ Baka Murâdî! Bizler için artık dünyada işitilmedik nesne kalmamıştır. Hemen arzumuz, bu fânî âlemde bir eser bırakıp ahfâdımızın hayır duasına vesile kılmaktır. Nitekim denilmiş ki: Er odur ki dünyada koya bir eser Esersiz kişinin yerinde yeller eser. Benim dediklerimi nesirle ve nazımla yaz. Bu dünyada gazalarımızdan sonra bir de kitap koyup gidelim.”
Abdülhamit'in Çarşafı Yasaklatmasi
Padişah hazretlerinin, bugün mübarek cuma selamlığı törenini müteakip Teşvikiye’de bulunan devlet silahhanesini yüksek teşrifleri gerçekleştikten sonra saraya dönerken, geçtiği yol üzerinde acayip bir tarzda bellerinden bağlı siyah çarşaflara bürünmüş ve yüzlerini dahi siyah renkte ve gayet ince peçelerle örtmüş bazı kadınlar gözüne ilişmiş, bunların neredeyse çıplak denilecek derecede açık saçık bulunmalarına ve âde­ta matem elbisesi giyinmiş Hristiyan kadınlarına benzemiş olmalarına bakarak birdenbire Müslüman olup olmadıklarında tereddüde düşmüştür. Delil ve açıklama gerektirmez bir husustur ki, Yüce İslâm Devleti’nin (Allah onu kıyamete kadar yaşatsın) kıvam ve bekasının ve şevket ve yükselişinin artışı, devlet kurumunun fertlerini oluşturan bütün erkek ve kadın Müslümanların hâl, durum ve hareketlerinde şeriatın faydalı ve kurtarıcı hükümlerine eksiksiz bir ihtimamla uymalarınabağlıdır. Aksi hâl, Allah korusun, gerek ümmetin fertleri, gerekse devletin esası için maddî ve manevî açıdan sonsuz zararlar verecektir. Bu yüzden Müslüman kadınların Allah’ın emirleri arasında bulunan tesettür ve hicaba girmenin güzel adabına dikkat ve özen göstermeleri gerektiğine dair beyan ve delil getirmek gereksizdir. İşbu çarşaflar ise Müslüman kadınlarca tesettür emrine asla uygun ve müsait olmadığı gibi, (kötü) bir maksatla şuraya buraya girmek için bazı münasebetsiz erkekler tarafından dahi bir yerde fesat ve mel’anet (aleti) olarak kullanılmaktadır. Hatta geçenlerde bir erkek bu şekilde çarşafa bürünerek kadın kıyafetinde silahlı olarak bir eve girmiş ve evdeki kadının üzerine hücum edip çaldığı eşyayı pencereden arkadaşına atarak savuşmuştur. Dinî açıdan ve toplumun iyiliği için açık olan çok sayıdaki zarar ve sakıncaya dayanarak bu konuda gereken kişilere yumuşakça ve münasip
Sayfa 52 - Nesil Yayınları·Kitabı okudu
… Görüyoruz ki Lâle Devrinde başlamış olan çağdaşlaşma akımı, III. Selim zamanında kısa vadeli sonuçlarını vermeye başlamıştı. İlk defa olarak devlet himayesinde ve çevresinde daha önce bulunmayan bir tip, eskinin ulemâ ocağının yerini almak üzere olan "aydın" tipi, daha sonra değişecek olan modern intelligentsia'nın öncüleri olarak doğmak üzeredir. Ve yine görüyoruz ki Batı uygarlığının önemli olan farklı yanları sezilmeye başlamıştır. Bundan başka bilgisizlik ve taassup karşıti olarak bilim ve aydınlanma ayırımı yapılmaktadır. Demek ki askerî anlamda Nizam-1 Cedit, rejim ya da sistem olarak da "Nizam-1 Cedit anlayışı" haline gelmek üzeredir. Çıkan ayaklanmada bu dönüşümün rolü olduğunu ileride göreceğiz. 3. Mali sorun Reform projelerini özetlemeye başladığımız zaman, asıl sorun olarak ele alınan nizam ordusu kurma işinin finansmanı konusu üzerinde ister istemez durulduğuna değinmiştik. Geleneksel örgütlerden birinin yerine bir yenisini koyma karanını almış olan devlet, bu masraflı işlere girişeceği bir sırada çok kritik bir ekonomik bunalım, mali sıkıntı içine girmiş bulunuyordu. 15 Yeni bir ordu kurulması büyük ölçüde mali kaynaklar bulunmasını gerektiren bir işti. Projelerde mali soruna ancak dolaylı olarak değinilmişti. Yani önceden bu sorunun kesin çözümünü bulmak düşünülmemişti. Projeler içinde Abdullah Molla'nın projesi müstesna, Osmanlı devletinin 17. yüzyıl boyunca içine girdiği mali bunalımı çözümlemek düşüncesiyle başvurulan zararlı uygulamaları eleştirip yeni yollar araştıran olmamıştır. Bu zararlı tedbirlerin hemen hepsine I. Abdülhamit zamanının en sıkıntılı günlerinde birer birer başvurulduğu gibi hiçbir sonuç vermeyen başka yollara da başvurulmuştu. Bunlardan biri "müsadere" usulüdür. Ötekisi, bir çeşit iç borçlanma girişimi oldu. Üçüncü bir çaba
Sayfa 101·Kitabı okudu
Alıntı