нϋѕna

"Ahlâkınızı güzelleştirin" (sav)
Puan vermedi·160 syf.··
2026 10. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 16 Nisan 2026 01:21
Eğer ahlakın değişmesi mümkün olmasaydı; dinlerin öğütleri, peygamberlerin uyarıları, nasihatler ve toplumsal eğitim sistemleri tamamen anlamsız kalırdı. İmam Gazali, insanın kendi nefsini eğitebileceğini savunur. Yazara göre insan, önce iç dünyasını değiştirip güzelleştirmeli, kişisel gelişimine önem vermeli ve nefsinin isteklerini kontrol altına almalıdır. Nefis Terbiyesi bunun için bir yol haritası sunulmakta; bu öğreti aşama aşama ayetler, hadisler ve kıssalarla pekiştirilerek aktarılmaktadır. "İnsanların çoğu nefislerinin ayıpları konusunda cahildir. Kardeşinin gözündeki tozu görür ama kendi gözündeki dalı görmez"
Nefis Terbiyesiİmam Gazali · Gelenek Yayıncılık · 20174,617 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bahçemizi yeşertmemiz lazım..
Puan vermedi·151 syf.··
2026 11. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 06 Mayıs 2026 00:00
Voltaire'in başyapıtı kabul edilen Candide ya da İyimserlik, felsefi kurgu türünün şaheseri kabul edilir. Voltaire Candide'i, Alman filozof Leibniz'in "Tanrı kusursuzdur, dünya mükemmel olmayabilir ama Tanrı onu mümkün olan en iyi biçimde yaratmıştır. Kötülük her an mevcuttur ancak sonsuz bir iyilikle dengelenmiştir" şeklinde özetlenebilen İyimserlik felsefesine itiraz etmek için kaleme almıştır. Leibniz’e göre, Tanrı mükemmel olduğu için yarattığı dünya da "mümkün olan dünyaların en iyisidir" ve yaşanan her kötü olayın (depremler, savaşlar, hastalıklar) ardında üstün, ilahi bir uyum ve "yeterli bir sebep" vardır. Voltaire ise bu önermesinin aksine, kötülüğün hep var olduğunu, bunun da Tanrı'nın lütfuyla bağdaşmadığını göstermek ister. Bu determinist ve aşırı saflık, hatta aptallık olarak nitelediği iyimserliğe bakış açısını ana karakterlerin başına gelen absürt, trajik ve vahşi felaketlerle çürütür. Spoiler içerebilir... Kitaptaki Pangloss karakteri Leibniz’i temsil eder. Candide ve uşağının tesadüfen ulaştığı El Dorado ise Voltaire’in ideal toplum tasavvurudur. Burada altın ve mücevherler sokak taşı muamelesi görür, din adamları veya mahkemeler yoktur çünkü herkes eşittir ve Tanrı'ya sadece şükredilir. Ancak Candide bu kusursuz cenneti bile terk eder. Bu durum, insanın doğası gereği tatminsiz olduğunu ve durağan bir mutlulukla yetinemeyeceğini gösterir. İyimserliğin kaderciliği özendirdiğini düşünen Voltaire, bunun yerine maddi ve manevi gelişimin temeli olarak gördüğü ve insanı mutlu edeceğine inandığı çalışmayı önerir. O bunca kötülüğü insanın kendi çabasıyla iyileştirebileceğine inanır. Voltaire'in bu çalışma önerisi Candide'in kıssadan hissesi ve hikâyenin de son cümlesidir: ".. il faut cultiver notre jardin: Bahçemizi ekmemiz lazım." Bu cümle, Voltaire’in insanlığa
Felsefe
Candide ya da İyimserlikVoltaire · Can Yayınları · 20237,1bin okunma
Puan vermedi·576 syf.··
2026 12. kitabı
·
26 günde okudu
·
Okunma: 15 Mayıs 2026 12:14
Dan Brown okumak gerçekten de apayrı bir haz. Bir kitabın içinde polisiye, gizem, gerilim ve bilim kurguya dair aradığınız her şeyi bulabiliyorsunuz. Yazarın kitapları öylesine yazılmıyor; sayfalar arasında o kadar yoğun bir bilgi birikimi yer alıyor ki okurken çoğu zaman şaşırıp kalıyorsunuz. Melekler ve Şeytanlar'ı okurken de yüksek aksiyon ve akıcı anlatım sayesinde sayfalar arasında sürükleniyorsunuz. Yazarın kitabı kaleme alırken ne kadar çok çalıştığı her detayda belli oluyor; okuyucuya sunduğu gizemli bilgileri, doğruluklarını temellendirerek aktarmayı çok iyi başarıyor.. -Spoiler- Kitap, daha ilk sayfadan itibaren gizemini sonuna kadar koruyan bir hikaye sunuyor. Olaylar, İlluminati tarafından yapıldığı düşünülen bir cinayetle —CERN'de çalışan önemli bir fizikçinin damgalanarak öldürülmesiyle— başlıyor. Öldürülen bilim insanı ve kızı, daha önce imkansız görülen tehlikeli bir buluşa imza atarak karşı madde üretmişlerdir. Ancak bu maddenin çalınmasıyla olaylar çok daha büyük bir boyut kazanır. CERN direktörü Maximilian Kohler, vakanın incelenmesi için simgebilim uzmanı Robert Langdon’ı çağırır ve böylece macera başlar. Aynı esnada Vatikan’da Papa ölmüştür ve yeni Papa’yı seçmek üzere Kardinaller toplanmaktadır. Ancak İlluminati, en güçlü dört Papa adayını kaçırdığını duyurur. Gece yarısına kadar her saat bir adayı dört elementle (toprak, hava, ateş, su) damgalayarak öldüreceklerini ve tam gece yarısında Vatikan’ı çalınan karşı madde ile havaya uçuracaklarını ilan ederler. Din, Bilim ve Sanatın Muazzam Çatışması İlluminati ile Kilise arasında eskiden beri süregelen savaşı aktaran bu romanda, özellikle sanat tarihi bilgileri etkileyiciydi. Kitaptaki Vatikan ve Roma tasvirleri, papalık seçimi ve kilise içi dinamikler detaylı bir şekilde işlenmiş. Tarihi semboller, din ve
Melekler ve ŞeytanlarDan Brown · Altın Kitaplar · 200442bin okunma
Yeniden Bahar
Puan vermedi·116 syf.··
2026 13. kitabı
·
7 saatte okudu
·
Okunma: 28 Mayıs 2026 19:27
Çiçeklenmeler Storytel’den dinledim; seslendirmesi başarılıydı. Ancak hikayenin genel akışı bana biraz fazla hızlandırılmış geldi. Karakterlerin ruh hallerinin bu denli çabuk değişmesi, belki de kitabın bir uzun hikaye (novella) tarzında olmasından kaynaklanıyordur. Tüm o aceleye rağmen kitap bende buruk ama umut dolu bir his bıraktı. Hayatın herkes için aynı yaşta, aynı rutinle ilerlemediğini; bazı insanların aradığı şeylere geç de olsa kavuşabileceğini anlattı. En önemlisi de ne olursa olsun yola çıkmanın ve aramaya devam etmenin değerini bir kez daha hatırlattı. "Kaygıya mahal bırakmadan çık yola. İyi şeyler birdenbire olur." -Spoiler İçerebilir- Türkan, yalnızlıkla başlayan hayatından şikayet etmeyen, tam aksine elindekiyle yetinmeyi bilen, kanaatkar bir kadın. Eşi Orhan’ın vefatından sonra ondan kalan karavanla tek başına bir yolculuğa çıkıyor. Yolda Ulaş adında biriyle tanışıyor; aralarındaki bağ arkadaşlık mıydı yoksa başka bir şey mi, orayı tam çözemedim. Derken hikayeye Ulaş'ın arkadaşı Ali giriyor. Sonrasında gelişen İstanbul macerası, Türkan’a daha önce hiç tatmadığı bir aile sıcaklığı ve yepyeni bir hayat sunuyor. Eleştireceğim nokta Çiçeklenmeler kitabında olaylar bir anda olup bitti. Bir insan bu kadar kısa sürede nasıl bu kadar kolay aşık olup vazgeçebilir? Sanki yazar, karakterin sadece bir insanla tanışmış olması hayatındaki tüm taşları yerine oturtmaya yetermiş gibi olayları aktardı...
ÇiçeklenmelerMelisa Kesmez · İletişim Yayınları · 20267,7bin okunma
"Edebiyat, hakikatlerin hayalle süslenmesidir."
Puan vermedi·308 syf.··
2026 5. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 17 Şubat 2026 00:00
Ruh Adam, Hüseyin Nihâl Atsız ın kendi hayatından izler de içeren, okuması keyifli ve özgün bir eser... Okurken konuyu ya da olay örgüsünü sevip sevmediğinizden tam emin olamadığınız anlar oluyor fakat tam o sırada öyle bir cümle ya da şiirle karşılaşıyorsunuz ki, kelimelerin büyüsüne kapılıp eseri sevmekten kendinizi alamıyorsunuz. Ayrıca, yer yer alışılmışın dışında kelimeler içerse de üslubu oldukça akıcı ve merak uyandırıcı. Okurken sanki yaşanmış, mistik bir Türk destanının içindeymişsiniz gibi hissettiriyor. -Spoiler İçerir- Romanda anlatılanlar iki farklı zamanda ilerliyor hatta tek zaman değil aynı zamanda hayal dünyalarını içeren bir anlatı da bulunuyor.. bu durum başlangıçta olayları anlamlandırmayı zorlaştırsa da esere "masalsı" bir hava katıyor. Kitabın başında bir Uygur masalına şahit oluyoruz: Yüzbaşı Burkay’ın "Seni seviyorum" sözünü duyamadığı için ızdırap çeken ve huzur bulamayan ruhu, baharda gerçekleşen bir tenasüh (ruh göçü) ile yüzyıllar sonra, kitabın başkarakteri Selim Pusat’ta hayat buluyor. «-Bir erkek, "Izdırap çekiyorum; sen de beni seviyor musun?" diye ağlıyor, bir kadın da buna "Sus, sus, ben de ızdırap çekiyorum!" diye cevap veriyordu.» Selim'in hikâyesi; aslında kendi nefsiyle, karmaşık iç dünyasıyla ve bir aşk çıkmazıyla verdiği amansız bir mücadele.. Yaşadığı aşk; sadece bir duygu değil, kaçamadığı, engel olamadığı ve mutlak bir kadere bağlı, zorunlu bir yazgı... ​Eserin başkarakterlerinden biri olan Güntülü, Selim Pusat’ın eşi Ayşe öğretmenin öğrencisi ve Selim için adeta ruhani ve yasak bir aşkın temsili. Uğruna okunu attığı, idallerini, vicdanını terk ettiği bu kız için bilinçsizce o meşhur 'Geri Gelen Mektup' şiirini yazar. Selim mektubunun iade edilmesiyle kendisinin bu şiiri yazdığını idrak eder ve bu şiir beklenen reddedilişin
Ruh AdamHüseyin Nihâl Atsız · Ötüken Neşriyat · 202134bin okunma