Edebiyat ve Patates Turtası Derneği Üyesi.
Biraz okur, çokça düşünür, bazen yazar ama hep dolu dizgin cesaretle yaşar.
Ve dahi tek davası biricik varoluşunu dünyaya bırakmak.
Bu kitapla ilgili incelemeye başlamadan önce şunu söylemek isterim. Eğer bu kitaba dair bir kişisel gelişim kitabı veya mutluluğun net tarifini veren bir kitap beklentiniz var ise elinizde ki kitabı sakince bırakabilirsiniz. :) Schopenhauer karamsar bir yazar. Ve belki de bu yüzden bir çok okur tarafından bu kitap polyannacılık ile itham edilmiş durumda. Fakat kitaba ön bir bilgi birikimi ile okursanız çok farklı ve güzel çıkarımlarda bulabileceğinizi düşünüyorum. Basit anlatımlar derin anlamlar içeriyor. Biraz farklı bir bakış açısı olabilir ama ben bu kitapta anlatılan mutluluk tanımını rıza makamı ile çok bağdaştırdım. Schopenhauer bize mutluluğu hangi başlıklar altında anlatmış diye düşünecek olursak mutluluğun içsel bir süreç olduğu, seçimlerimiz ile alakalı olduğu, ölçüsüz bir şekilde istenen sevincin bir kuruntu olduğu, yetenek-düşünüş tarzı ve sınırlarını bilme yoluyla kendi memnuniyet haline ulaşabileceği, (bana göre en önemlisi de) değiştiremeyeceğimiz şeyler için zaman harcamanın bizi gerçekleşen şeylerden daha fazla üzeceği şeklinde özetleyebiliriz. Ve yazar bunun çok yüksek perdelerde olmaması gerektiğini vurguluyor. Yani aslında gelip geçici bir duygu yoğunluğu yerine iyi olma halini seçmemiz gerektiğinden bahsediyor. Tam olarak rıza makamı kavramı ile de bağdaştırdığım nokta bu diyebiliriz. Biz başımıza gelen şeyleri kabul edip, duygularımızı ölçülü bir şekilde yaşayıp, devam edebilmek için neye ihtiyacımız olduğuna odaklanırsak aslında yaşadığımız olaylarda/ durumlarda daha iyi mücadele edebiliyoruz. Ki bu da bize iyi olma halini vermiş oluyor. Kitabın 18. sayfasında geçen “Başımıza gelen hiçbir kötülük, bizi bunun önlenebileceği koşulları düşünmekten daha fazla üzmez.” alıntısı ile de kısa ve öz bir şekilde ifade edilişini görebiliyoruz. Dolayısıyla