Altı çizili kaç cümlem var bilmiyorum. Bu kitap hakkında birkaç kelam edemeyecek kadar yaram var ve Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu tam da o yaralara denk geliyor.
Yine yeniden! Defalarca döndüğüm, benimle birlikte her şehre gelen Marquez kitaplarından biri. Başucu, ruhuma iyi gelen kitabım. Üç kez kaybettim ve elimdeki dördüncü son baskıya gözüm gibi bakıyorum. Umarım kafelerde, şehirler arası otobüslerde kaybettiğim o kitapları birileri okumuş ya da okuyordur. Ve son olarak Gabo seni çok özledim.
Huzursuzluk sebebim. Ama verdiği huzursuzluktan keyif alarak üç aylık bir sürece yayıp bölüm bölüm, bazen başa dönerek altını çizdiğim cümleleri zihnime tat yaptığım kitap. Cümlelerin altını çizerek okuyorsanız uzun, hele bir de başka bir yere not ediyorsanız çok uzun sürüyor. Yine de şu soruyu sordurmaktan geri bırakmıyor. "Bu kitabı tüm dünya okuyabilir mı?"
Seneler evvelinden Emir'in yaşlarındayken okuduğum, geçtiğimiz günde kitap okuma topluluğunda üzerine konuşmak için yeniden elime aldığım ve hiçbir ayrıntısını unutmadığımı farkettiğim kitap. Derin bir sızı. İncecik tül gibi bir hüzün kaplı. Okunması ve okutulması gereken roman.
Uzakların Şarkısı bitti. Gerçeklikle olan tüm bağlarım gevşedi. Okumuş gibi değil de bir yanım her şeyi yaşamış gibi. Evet "Her şey, olup bitti. Geçmiş de, gelecek de çoktan yaşandı." Bir yanılsama içinde çırpınmaya devam ediyorum ve evet "Felaket bu." Turuncu yağmur hâlâ yağıyor ve ıslanmaktan kaçamıyorum. Butimar benim göz bebeğim, kıymetlim. Yeri hep başka. Ama Uzakların Şarkısı gümbür gümbür. İki buçuk yıl bekledim. İki buçuk yıl. Dile kolay cinsten. Sayılı günün çabuk geçmesi de afilli bir palavra. Beklediğim, sabırsızlandığım tek bir saniyeden bile pişman değilim. Ve Kaan Murat Yanık; yüreğine sağlık!