• İyi şeyler tesadüfen olmuyor. Vazgeçmediğin sürece iyi bir şey için şansın var demektir.
  • "Nasibûke yusibûke velev künte fi tahte'l cebel."

    Dağın altında olsan da, senin nasibin sana isabet eder.
  • Ankebut 10

    Öyle kimseler var ki, «Allah´a inandık» derler. Fakat Allah uğrunda işkenceye uğradıklarında insanların işkencesini Allah´ın azabı ile bir tutarlar. Eğer sana Rabb´inin bir yardımı gelecek olursa, böyleleri kesinlikle «Biz sizlerle beraberdik» derler. Acaba Allah, insanların içlerinde sakladıkları duyguları herkesten iyi bilmez mi?
  • Can Manay olmanın her şeyi ne kadar da kolaylaştırdığını düşündü ama Deniz'in sahip olduğuna sahip olabilmek için sahip olduğu her şeyi takas etmeye razıydı.
  • Buhari’nin Sahih’inde Ebu Ubeyde’den veya başka birinden alındığına dair her hangi bir şekilde işaret edilmeden iktibas olunmuş öyle garip gramer meseleleri vardır ki, bunların mülahazası, kitaba sonradan izafe edilen şartların ne kadar muhayyel olduğunu göstermeğe kâfidir. Bu hususun şarihler içinde Buhari’yi en çok savunan İbni Hacer tarafından bile itiraf edilmesi, Buhari’nin, kendisine atfedilen şartları taşımaktan ziyade, kitabını tasnif ederken kendinden önceki bazı eserlerin üslûb ve muhtevasına tabi olduğunu gösterir.(1)
    .
    Buhari’nin Sahih’inde Ebu Ubeyde’nin izahlarının biraz değiştirilerek alınması yüzünden meydana gelen bazı filolojik yanlışlıklar vardır. Bunların bir kısmı oldukça mühimdir. Bunların hemen hemen biç biri şarihlerin dikkatinde kaçmamış ve şiddetli tenkidlere uğramıştır.(2)
    .
    Mesela, Buhari, İsra suresi ayet 31 ile ilgili olarak İbni Abbas'tan isnadları hazfederek bazı filolojik izahlarda bulunur. Müteakiben ‘ve kale ğayruhu’ telmihiyle Ebu Ubeyde’den ardı ardına birçok ibare nakleder. Lakin bu ibarelerin sonuna doğru, filolojik bir izahın biraz değiştirilmiş olduğunu ama bu ufak değiştirme ile mühim bir yanlışlığın meydana geldiğini görüyoruz. Şöyle ki, Ebu Ubeyde’nin ‘hati’tu ve ahtat’tu luğatâni … ilh’ şeklindeki ibaresi Buhari’de ‘hat’itu bi-ma’na ahta’tu’ haline gelmiştir. Halbuki Ebu Ubeyde mevzubahis fiilin sül’asî şeklinin kasten işlenen, rubâ'isinin ise gayr-i iradî işlenen hatalar için kullanıldığını tasrih suretiyle, ikisinin ayni manaya gelmediğini açıkça ifade etmiştir.(3)
    .
    Fuat Sezgin, ‘böyle bir yanlışlığın nasıl meydana geldiğini izah etmek güçtür’ dedikten sonra Buhari’yi bu hata konusunda aklamaya çalışan İbni Hacer’in de ilginç bir çelişkisini ortaya koyar. Zira Ebu Ubeyde bu iki fiili mana bakımından birbirinden ayırdığı ve kitabındaki ifadesi de vazıh olduğu halde, İbni Hacer, yanlışlığı ona hamleder. Oysa Macâz al-Qur'ân'ın bizzat İbni Hacer tarafından iktibas edilen ibaresinde bile böyle bir yanlışlık bulunmamaktadır.(4)
    .
    Buhari’nin bazı iktibasları da iktibas olunan ibarenin esas sahibinin maksad ve ifadesini değiştirecek mahiyettedir. Mesela Ebu Ubeyde’den alarak hem ‘Kitâbu bed’il-halk’ta hem de ‘Kitâbu’t-tefsir’de iktibas ettiği ‘valiceten’ (9/16) kullu şey’in edhaltehu fi şey’in’ ibaresi buna örnek gösterilebilir. Bu ibarenin Mecâz al-Kur'ân'daki aslı ‘valiceten’ (9/16) kullu şey’in edhaltehu fi şey’in leyse minhu’ şeklindedir. Yani aralarında mana bakımından oldukça mühim bir fark vardır. ‘Valica’ Ebu Ubeyde’nin kitabında ‘kendi cinsinden olmayan, diğer bir şeye ithal edilen her şey’ şeklinde tarif edilmişken Buhari’nin kitabında bu ifadedeki ‘kendi cinsinden olmayan’ kaydı hazfe uğramıştır. Lakin bu hazfın ibarenin manasını ciddi biçimde değiştirdiği açıktır.(5)
    .
    Buhari metnindeki filolojik izahlar arasında mana bakımından oldukça tehlikeli sayılabilecek bir başka yanlışlık da yine Ebu Ubeyde’den ve ‘kala ğahruhu’ telmihiyle naklettiği ibarelerde bulunur. Mesela Abese süresinin 6. ve 10. Ayetinde bulunan iki kelime ile ilgili Mecazu’l-Kur’an’da bulunan ‘tesadda: te’arrada lehu ve telehha:teğaffele anhu’ şeklindeki tefsir, Buhari tarafından bu ibaredeki te’arrada lehu ve telehhâ kelimeleri düşürülerek yani ikinci ayetin tefsiri birinci ayete mal edilerek -tesadda, teğaffele anhu şeklinde- iktibas edilmiştir. Yani sürede geçen tesadda fiilinin faili peygamber olduğuna göre bu iktibas ile –peygambere- isnad edilen fiil değiştirilmiştir. Ravilerden Ebu Zerr ve diğer birçok şarih buna itiraz etmişlerdir.(6)
    .
    Bütün bunlardan başka, Sahih’de, Buhari’ye kendisine sonradan izafe edilen şartlardan uzaklaştıracak kadar kuvvetli deliller bulmak kabildir…(7)
    ….
    ….
    Yukarıda gözden geçirdiğimiz misallerden vazıhen anlaşılıyor ki, Buhari, Peygamberin hadis ve sünnetlerini içine alan muhtasar bir kitap meydana getirmek şeklindeki gayesinin dışına çıkarak filolojik eserlerin cazibesine kapılmıştır. Hassaten Ebu Ubeyde ve sonra Ferrâ'nın fikirlerine Sahih’inde ehemmiyetli bir yer ayırmıştır. Ebu Ubeyde’nin naklinin hususiyetlerini hulâsa edecek olursak, Buhari bu iş için ya ‘kâle Ma’mer’ şeklinde tasrihi veya ‘kâle gâyruhu’, ‘yukâlu’ gibi müphem ifadeleri gelişi güzel bir şekilde seçer. Hiç bir telmihte bulunmadan aldıkları ise diğerlerinin toplamından fazladır.(8)
    *
    1)M.Fuad Sezgin, Buhari’nin kaynakları, Otto yayınları, Ankara, 2015, s.165-166
    2)Sezgin, age, s.172
    3)Sezgin, age, s.172
    4)Sezgin, age, s.172
    5)Sezgin, age, s.170
    6)Sezgin, age, s.175
    7)Sezgin, age, s.175
    8)Sezgin, age, s.177
  • "Nûru'l-Beyan fî Tefsîri'l-Kur'an" adlı ünlü tefsirin de müellifi olan Vehbi Efendi'nin Padişah Vahdettin'in tahttan indiriliş ve halifelikten uzaklaştırılışını hükme bağlayan fetvası kısmen sadeleştirilmiş şekliyle şöyledir:

    "Müslümanların padişahı ve halifesi olan kişi, düşmanın, bütün Müslümanlar aleyhinde mahva sebep olan ağır tekliflerini hiçbir mecburiyeti yokken kabul ile Müslümanların haklarını müdafaadan aczini ortaya koyarak ve Müslümanların mücahitçe savaşlarında düşman tarafına muvafakat ederek Müslümanların çözülme ve mağlup olmasını hazırlayan hareketlere fiilen teşebbüs ve bu tür yıkıcı hareketlere devam ve ısrar ve daha sonra da ecnebi himayesine iltica ederek hilafet makamını terk ve hilafetten bilfiil feragat etmekle makamından şer'an indirilmiş olur mu? Elcevap: Olur." (Kurtuluşun Kuvvacı Din Adamları, Cemal Kutay)
    Yaşar Nuri Öztürk
    Sayfa 42 - Yeni Boyut Yayınları, 30. Baskı
  • "Ah, kadın bedeni! Ne kadar ihtişamlı bir şeysin sen!"Bingenli Hildegard, insanı kirletenin regl kanı değil savaş kanı olduğuna inanıyor ve açık bir biçimde dünyaya kadın olarak gelmiş olmanın mutluluğunu yaşamaya davet ediyordu.O dönemin Avrupa'sında bir eşi daha olmayan tıp ve doğa bilimleri konusundaki eserlerinde kendi dönemine ve kendi kilisesine uygun düşmeyen terimlerle kadın zevkini ele almaya cüret etmişti.Hildegard,bakireler arasından bir bakire olarak çok sıkı geleneklerle yetişmiş, püriten bir başrahibeden beklenmeyecek bir bilgelikle, insanın kanını kaynatan aşktan alınan zevkin kadında erkeğe nazaran çok daha keskin ve derin olduğunu ifade etti:"Kadının aldığı zevk,itinayla toprağı ısıtıp bereketli kılan güneş ve onun yumuşaklığıyla kıyaslanabilir."Hildegard'dan bir asır önce İbn-i Sina adındaki ünlü İranlı hekim "El-Kanun fi't-Tıp" adlı eserinde kadın organizmasının daha detaylı bir betimlemesini ortaya koymuştu:Gözlerinin kızarmaya başladığı andan itibaren, soluk alışı hızlanır ve kekelemeye başlar.
    Zevk sadece erkeklere özgü bir şey olduğu için İbn-i Sina'nın Avrupa'da yayınlanan çevirilerinde bu sayfa çıkarıldı.