Yine bu Garib bülbülün ahu figanı güldür gül
Gülden kurulmuş bir pazar Gül alırlar, gül satarlar Gülden terazi tutarlar Alanlar gül, satanlar gül . . .
Sayfa 304·Kitabı okuyor
Edebiyat
İbrahim; beşeriyet tarihinin put kıranı, kendi toplumunun put yapıcısı olan "Azer"ce terbiye edilmiştir. Firavun'un zalimce ve gaddarca düzenini yok eden kahraman; annesince bir kutuya yerleştirilip Nil'e bırakılan, Firavun tarafından kendine düşman olacak kimsenin büyütülüp, Kıptileri, Kıpti sarayının egemenliğinden kurtaran bir çocuktur, Musa. Doğu eşrafiyeti ve şehvetli hayata karşı ayaklanan "Buda" bir prens; sarayda büyümüş biridir.
Sayfa 19·Kitabı okudu
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Yazık olmuş Figânî'ye
Heykel konusunda Osmanlı tarihinde dikkate değer bir hadise vardır: Mohaç seferinden dönülürken Macar krallığı hazinesinden iki şamdan ve üç heykel getirilir. Heykeller Apollon, Herkül ve Diyana heykelleridir. Sadrazam İbrahim Paşa, bunları Sultanahmet Meydanı'ndaki sarayının önüne diktirir. Bunun üzerine devrin şairlerinden biri, "Yeryüzüne iki İbrahim geldi; biri put kırdı, biri put dikti," anlamına gelen "Dü İbrahim âmed be-deyr-i cihân Yekî büt şiken şüd yekî büt nişan" beytini yazarak Paşa'yı hicveder. Devrin ünlü şairlerinden Figani'yi sevmeyenler, bu beyti onun yazdığını iddia ederek suçsuz yere idam edilmesine sebep olurlar.
Alıntı
Bahçe kapısından iki sedye getiriyorlar. Beyaz çamaşır parçaları, hâkî kumaş parçaları, et parçaları didik didik birbirine kırmızı bir yaşlıkla karışmış. İnsan sesine benzemeyen boğuk bir ıztırâb figanı bu et parçaları arasından haykırıyor. Taşlıkta mutlak bir sükûn var. Bu esmer, muzlim başların, yaralarından daha derin ve derunî bir ıztırâbları var; gözleri, dalgın ve uzak...
Sayfa 135 - Can Yayınları·Kitabı okudu
Ülke neler çekti
Demokrat Parti iktidara gelir gelmez 18 Temmuz 1932'den beri Diyanet İşlerince Türkçe okutulmasına devam edilmiş olan Ezân-ı Muhammedi'nin asli lafızlarıyla okunması kararı alındı. Bu karar, aziz milletimiz tarafından büyük bir şevkle kabul gördü. İşte ben şu anda o günün heyecanını vicdanımda duyuyor, o günü sanki yeniden yaşıyorum. Ezanın ilk defa Arapça lafızlarla okunacağı gün ve tarih ilan edildi (16 Haziran 1950). Halk Partisi bile buna rıza gösterdi. Tarih ay olarak Ramazan'a rastlıyordu. Ezan o gün ikindi namazında okunacaktı. Millet o gün ezan vaktinden dakikalarca önce ezanı dinlemeye hazırlanmıştı. Erkekler, işyerlerini, mağaza ve dükkânlarını bırakıp dışarıya çıkmış, evlerde kadınlar pencerelerini açmış, herkes gözünü minareye dikmiş ezanı bekliyordu. Vaktin gelmesiyle birlikte müezzin "ALLAHU EKBER" diyerek ezana başladı. Erkek-kadın insanların o anki heyecanını, o gözlerden akan hasret gözyaşlarını, feryâd ü figânı, edilen duaları hiç unutamıyorum. Ezân-ı Muhammedî'yi izzet ve şerefine, orijinal haline kavuşturan Adnan Menderes'i Allah, çektiği çileler ve düçar olduğu sözde ceza ile umarım şehadet mertebesiyle taltif buyurmuştur. Tabii bu temenniye onun gibi inanan dava arkadaşları da dahil!
Sayfa 78
Seven sevdiğinden ne kırk katır ister ne de kırk satır. İstediği bir tek hatırdır. Tıpkı Mevlana'nın hamuşluk deminde Şems'ine yakarışındaki figanı gibi: "Hani hep derdin ya Şems, 'İlahi aşk yolunda yürüyen bir âşığın, Maşuğunun yanında bir nebzecik de olsa Hatırı vardır' diye. Söyle kurban olduğum, Şu divane âşığının hiç mi hatırı yoktur ki gelmezsin!"
Sayfa 32 - Nesil yayın grubu
Alıntı