Puan vermedi·216 syf.··
2026 7. kitabı
·
21 saatte okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 13:29
SPOILER ALERT Orr olsaydım ne yapardım, Haber olsaydım ne yapardım diye düşünüp kendi kendime tartıştığım bir kitap oldu. İlk başta Orr'a hak veriyordum, çünkü özgürlüğüme el konulmuş ve benden yararlanılıyor gibi aşırı gerildim. Sonra Haber'e hak vermeye başladım. Çünkü böyle bir şey neden kullanılmasın? Neden yok edilsin? Neden kötü sandığımız şeyleri kabullenip sahiplenmeyelim? Al sahiplenmedi, sonra gördüler ebelerini. Neyse, sonra ikisine de hak verdim. Sonra ikisinden de şüphe ettim. En sevdiğim şey de buydu zaten; kitap bana ne düşüneceğimi söylemedi. Bir yanda dünyayı daha iyi bir yer yapmak isteyen Haber var. Açlığı, savaşı, hastalıkları bitirmek istiyor. Kulağa harika geliyor. Ama her müdahale başka bir soruna dönüşüyor. Çünkü artık içindeki ego Leviathan'a dönüşüyor. Diğer yanda Orr var. O da gücünün farkında ama dünyayla oynamaktan korkuyor. Çünkü iyi niyetin her zaman iyi sonuç vermediğini biliyor. Ama bana biraz da ötlek geliyor. Ben herhalde daha cesur olurdum. Kendim yönetmeyi öğrenirdim. Kurtulunamıyorsa yok olana kadar devam. Bir de Uzaylılar var. Kitap boyunca en çok onları merak ettim. Sanki herkes bir şeyleri değiştirmeye çalışırken onlar yalnızca anlamaya çalışıyordu. Ama kitap sonunda onların geldiği konum beni çok rahatsız etti. Neyse, biz insanoğluna müstahak. Kitabı bitirdim ama aklım hâlâ içinde kaldı. Haber mi haklıydı, Orr mu haklıydı, hâlâ emin değilim. Belki de Le Guin'in anlatmak istediği şey tam olarak buydu. Sonuç olarak olay üzerinden değil, fikir üzerinden okuduğum bir kitap oldu. İyiydi iyi!
Rüyanın Öte YakasıUrsula K. Le Guin · Metis Yayıncılık · 20201,479 okunma
Puan vermedi·288 syf.··
Beğendi
·
2026 97. kitabı
·
65 günde okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2026 12:12
Septoloji, birbiriyle bağlantılı yedi ayrı eserden (roman, oyun veya şiir) oluşan edebi bir seri veya yapı anlamına gelir. 2023’te Nobel Edebiyat Ödülü’ne değer bulunan, Öteki İsim’in de içinde olduğu yedi kitaptan oluşan bu derinlikli metin New York Times ’ın 21. Yüzyılın En İyi Yüz Kitabı arasında. Sanırım yazarı ve yazdıklarını özel kılan, #dokuzkatlıinsan ‘ı en filtresiz haliyle çözümlerken okuyucusunun kendisiyle özdeşleştirebileceği benliğine dokunması… Bengi dönüşün aksi sedası bir nevi … Tüm metin ben’liğe, varoluşa, inanca, hiçliğe ve her şeye dairken yazar odağına aldığı iki soruyu dikte etmeden ama altını çizerek soruyor okuruna. Bizi, biz yapan nedir? Bize biçilen hayat, sadece bir hayat mıdır? Karakterler ve olay(n)lardan bahsetmeyeceğim, bunlar arka kapakta eser miktarda da olsa fikir verici olarak bulunuyor. Ben size, kendini, dünyayı, döngüyü “gerçekten gören” Fosse’nin eşsiz büyüsünden cirmimce bahsetmek istiyorum. En basit kelimelerle bile nasıl bağ kurulabileceğini gösteren sihrinden… Noktalama işareti olarak sadece virgülü kullanıp her şeyin, herkesin birbirine ulandığını; yaşamın bazen sadece bir eklenti olduğu ve nihai sona kadar bunun bir devam olduğunu gösterdiği oyunundan… Metin boyunca sıkça kullandığı geri dönüşlerin ve tekrarlamaların sırrının kendisini dev aynasında gören, ruhu cüce kalmışların ya da kendisini küçük gören/ kendini göremeyenlerin travma ve nefretleriyle küçülttüğü dünya döngüsüne yaptığı atıf olduğundan … “Bana hüzün bahşedildi ve ben bir şair oldum,” der Ibsen. Acı, hüzün, keder de bir armağandır, tıpkı mutluluk, neşe, sevinç gibi… Mesele bunları nasıl karşıladığındır, demiş Fosse. Katılmamak mümkün değil, zirâ bir şeyin nedeni güçlüyse nasılı kolaydır. Yazım dilinin kolaylığına rağmen anlatı üslubu ile demir
Öteki İsimJon Fosse · Monokl Yayınları · 202521 okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
5/10
·107 syf.··
Beğendi
·
2026 16. kitabı
Balon. Ancak fazlasıyla şişirilmiş olması, hepten değersiz olduğu anlamına gelmiyor. Christopher Nolan gibi olay akışını kesip biçerek okuyucunun kafasını lüzumsuzca karıştırmaya çalışmak, bu karmaşadan bir derinlik biçmeye çalışmak ucuz bir numara. Daha önemlisi, bu orijinal bir fikir de değil. Kırmızı Pazartesi için çok büyük maharetmiş gibi dillendiregelinen bu akış, Nabokov tarafından nasıl ustaca kullanılmış: “Bir zamanlar, Almanya’nın Berlin kentinde Albinus adında bir adam yaşardı. Zengindi, saygındı, mutluydu; günün birinde gencecik bir metres uğruna karısını terketti; sevdi; sevilmedi; ve yaşamı felâketle son buldu. Öykünün hepsi bu kadar. Biz de hiç üstünde durmayabilirdik, eğer anlatmaktan keyif alıp kâr elde edebileceğimizi bilmeseydik.” Kitabın öne çıkan bu yanı kenara bırakılacak olursa, gerçekten kıymetli olan yanı keşfedilecektir: Toplumsal gözlem. Kırmızı Pazartesi’nin bence en büyük numarası budur; Latin Amerika gibi hayat doludur, canlıdır, kıpır kıpırdır ve gerçektir. Ancak bunun dışında bir güzellik bulmak zordur.
Kırmızı PazartesiGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202595,4bin okunma
Spoiler içerir, kitap bittikten sonra okumanızı öneririm.
8/10
·280 syf.··
2026 24. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 22:58
Dava, belli bir olay örgüsü barındırmamasına rağmen Kafka'nın modern dünyayı, otoriteyi ve insanın varoluşsal suçluluğunu sorguladığı/sorgulattığı bir başyapıt. İncelemem biraz uzun olabilir çünkü yoğun bir içerikle ilgili yazıyorum. Kitabın arka kapağında bu eserin distopik bir evrendeki hukuk sistemini anlattığı yazıyordu. Kitabı okudukça, aslında son derece realitenin içinden geçen bir roman olduğunu fark ettim. Kitap, Kafka'nın âdeti olduğu üzere "bir sabah aniden" gelişen bir olayla başlar. İki memur, karakterimiz Josef K.nın evine gelirler ve ona artık "tutuklu" olduğunu söylerler. Fakat K., suçunun ne olduğunu asla öğrenemez. Neyle suçlandığını, ne yapması gerektiğini hiç bilmeden bir girdabın içine çekilir. Burada garip olan şudur ki, Josef K. tutukludur ancak yine günlük yaşamına devam etmesine izin verilir yani görünürde bir değişiklik yoktur. İşe gider, evine döner, hayatını temelli değiştiren bir unsur değildir tutukluluğu. Fakat tüm sayfalarda görünmez bir otoritenin gücü dolaşmaya devam eder. Düşünün ki suç yok, suçluluk hissi var. Hangi suçtan yargılandığını K. başta olmak üzere kimsenin bilmediği, sürecin nasıl işleneceği konusunda herkesin bir fikir sahibi olduğu fakat kimsenin hiçbir şeyi düzgünce bilmediği bir ortamda, suçsuzluğunu kanıtlamaya çalışan ve bu düzlemde kendisine yabancılaşan karakterimize bizler de eşlik ediyoruz. Kitap ilerledikçe bizler asla bu hukuk sistemi içerisinde 'tam bir aklanma'nın da mümkün olmadığını öğreniyoruz. Yani kişi ne kadar suçsuz olursa olsun, dava bir kere başladı mı artık paçasını asla tamamen kurtaramayacaktır. Kendini kurtarmak için uğraştıkça hukuk sistemine köle olacak, uğraşmadığı takdirde de ezilip gidecektir. En kötü sonuç bile belirsizlikten iyidir diyen bir yazar vardı, bu söz örgüde çok sık geldi
DavaFranz Kafka · Flipper Yayıncılık · 201863,9bin okunma
10/10
·312 syf.·
2026 30. kitabı
“Bazı kitaplar okunur, bazı kitaplar yaşanır.” Gibi klişe bir cümle vardır ya hani… Aşkın Celladı benim için ikinci gruba giren kitaplardan biri oldu. Başlangıçta aşk hikâyelerinden oluşan bir terapi kitabı sanmıştım ama yanıldım. Basit bir aşk kitabı ya da ilginç vakaların anlatıldığı bir psikoloji kitabı değil. Bu kitap; yas, yalnızlık, utanç, özsaygı, ölüm korkusu, sevilme ihtiyacı ve insanın kendine anlattığı hikâyeler üzerine yazılmış. BURADAN SONRA BENİ EN ÇOK ETKİLEYEN KARAKTERLERLERLE İLGİLİ YORUMLAR BULUNMAKTADIR. Thelma’da aşkın bazen bir kişiden çok o kişinin bize hissettireceklerine duyulan özlem olabileceğini düşündüm. Ayrıca Thelma’nın terapistinin de kendi terapi sürecinde olmadan bir başkasını terapiye almasının zararlarını gördüm. Yalom’un bir terapist olarak Thelma ve Matthew’i yüzleştirmeye zorlaması, ama bunun hiç işe yaramaması ve Yalom’un kendini eleştirmesine hayran kaldım. Carlos’ta “Ben ayakkabılarım değilim.” ve “Herkesin bir kalbi var.” cümleleriyle insanın değişebilme gücüne bayıldım. Başlangıçta “Sapık bu adam” dediğim adamın geçirdiği değişim şok etti. Betty beni en çok sarsan karakter oldu. Babasını kaybettikten sonra kilo alması, kendini sevilmeye layık görmemesi ve içindeki acımasız ses beni kendi hayatımla yüzleştirdi. Belki de ilk kez bedenime başka bir gözle bakmaya başladım. Ayrıca burada beni etkileyen bambaşka bir şey oldu. Yalom’un şişman kadınlara karşı duyduğu önyargı ve bunun sürece yansımaları. Terapistler de insan ve bu önyargılara bakmak kıymetli. İkisi açısından da geliştirici bir süreçti. Penny’de bir insanın yalnızca sevdiği kişiyi değil, onunla birlikte kurduğu hayalleri de kaybedebileceğini gördüm. Yanlış çocuk öldü, doğru hayalleri öldü. Ve bu yas onun 2 oğluyla ilişkisini zedeledi. Süreç Penny ve çocukları
Aşkın Celladı ve Diğer Psikoterapi ÖyküleriIrvin D. Yalom · Remzi Kitabevi · 20199,4bin okunma
7/10
·1328 syf.··
2026 19. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 14:47
Temelde toplumsal eşitliği, sosyal adaleti, gelir dağılımında dengeyi ve insan haklarını ön planda tutan siyasi, ekonomik ve sosyal bir dünya görüşü derler...Toplumdaki sınıfsal farklılıkları azaltmayı, ayrıcalıkları kaldırmayı ve bireylerin refahını devlet eliyle güvence altına almayı hedeflediği söylenir ama inanç olarak, etnisite ve kültürel olarak çokluğun olduğu bir yerde çok teorik ve ütopik olduğunu düşünüyorum. Sağcılık gibi solculuk ta sadece ülkemizde değil tüm dünyada kaça bölünmüş bilmiyorum gerçekten. Kitap kısmen bu bölünmeye ve ülkemizdeki öncülerine değinmiş... Kafamdan geçen herşeyi yazamıyorum tabi ama kendi gibi düşünmeyenlere eziyet eden,yakan, içinde bulunduğu toplumun güvenlik güçlerine saldırıp şehit eden sağcı veya solcu olsa ne fark eder... Bana göre insanlar ikiye ayrılır: iyiler ve kötüler.. kurucu değerlere, yaşadığı topraklardaki insanlara saygılı herkese saygım var. Aksi insanların zaten derdi başka... yaşadıklarımdan öğrendiğim budur... Dünyada sağcı solcu mu kaldı bakmayın siz herkes paranın derdine düşmüş ama öyle ama böyle... "Zenginin ve siyasetçinin iyisi azdır, çünkü iyi olanları aralarında yaşatmazlar." Buket uzuner... Kitap yaklaşık 1400 sayfa olunca okumak biraz zamanımı aldı..meraklısına fikir olması açısından tavsiye ederim. Biraz yüzeysel kalmış...
SolKolektif · İletişim Yayınları · 200820 okunma