Roman, Berlin Emniyet Müdürlüğü'nde görevli Türk kökenli Başkomiser Yıldız Karasu ve Alman ortağı Tobias Becker'ın, vahşice işlenmiş bir cinayet mahalline çağrılmasıyla başlar. Klasik dedektif ve cinayet romanı, lakin işin içinde Tanrılar varsa, bu iş kaçınılmaz olabilir. Karakterlerimiz; Yıldız ve Toby'nin, ister meslektaş olarak arkadaşlığı, isterse de dert ortağı bakımından her koşulda desteği çok iyi nüanslardan biri idi fikrimce. Dil, din, cins millet, renk, farketmeksizin insanlar birlikte iş, arkadaş ve hatta aile ilişkisi kurabiliyorsa, dünya bazıları için Uranüs'ün cenneti, bazıları için Hades'in cehennemi olabiliyor.
Adeta ritüelistik tarzında sayılan bu cinayet'in bir çok şüphelisi olmasına rağmen, romanın sonuna kadar heyacanını yitirmeden soluksuz devam etti. Sherlock Holmesvari tarzı bu romanda dikkatimi çeken konulardan biri de; Yazar sadece mitolojik tanrıları değil, aynı zamanda kayıp tarihleri ve hafızaları da dikkat merkezine çekmiştir. Romanın daha ilk sayfasında;
"Unutmanın bedelini ödeyecek unutanlar. Unuttuğunuz yerden başlayacağım." s.13
belirterek, eylemlerin bir nevi antikvari öfkesini göstermeye çalışmıştır fikrimce.
Psikolojiye de bir az yer veren yazar, insanın unutkan varlık olduğunu da sürekli baş veren olayların niteliğinde hatırlatmaya çalışıyordu zannımca. Dil bakımından olsun, hikâyesi olsun akıcı ve de sürükleyici idi. Çok beğendim.
Keyifli okumalar diliyorum.
No: 26 kitabını okudum, ancak bana göre çok saçmaydı. Kitap: çocukluğunda yaşadığı travmaların üstesinden gelmeye çalışan ve internette "Yeşil Küpeli Kız" adıyla gizli magazin haberleri yapan Mine Uysal ile Efe Duran adlı bir gencin yarım kalan duygularla ve sırlarla dolu aşk hikâyesini anlatıyor. İkinci kitabı Daire 7. ben ikisini de okudum ve yazılmak için yazılmış bir kitap olduğunu düşünüyorum. Benim fikrimce, bu kitabı almak yerine daha yararlı ve faydalı eserler almanız sizler için çok daha iyi olacaktır. No: 26Beyza Alkoç
Ödül almış, çok satan listesine girmiş bir gerilim romanının sizi içine çekmesini, her sayfasında daha çok heyecanlandırmasını, öğrendiğiniz her şeyi ve teorilerinizi sorgulatmasını ama en nihayetinde tahmin edemeyeceğiniz kadar imkansız görünen ama mantıkla ilmek ilmek dokunmuş bir sonla bitmesini beklersiniz değil mi? En azından benim Sessiz Hasta'da olduğu gibi gerilim romanlarından beklentim budur. Ancak yaşadığım gerçek deneyime gelirsek... işler pek öyle gitmedi.
Kitaba genel hatlarıyla bakacak olursak anlatımı yalın, okunması kolay bir kitap. Bu açıdan kesinlikle başarılı olduğunu belirtmeliyim. Kullanılan kelimeler zorlamıyor veya birkaç yüzyıl önceden fırlamış birinden dinliyormuşuz izlenimi vermiyor. Yorucu ve abartı betimleme yok. Kitabın içeriğinden bahsedecek olursak:
İlk başta oldukça sakin ilerledik. Bir adli psikoterapist olan Theo'yu tanıdık. Bize önce Alicia'yı sonra kendini tanıttı. Alicia'ya olan hayranlığından ve onu iyileştirmeye olan takıntısından bahsetti. Bunun için risk alarak bulunduğu işyerinden çıkıp onun bulunduğu -yakın zamanda batması öngörülen- kliniğe girdi. Her şey tamamen takıntısından yaptığı şeyler gibi görünüyordu.
Sonrasında ailevi problemleri olduğunu ve bunlar yüzünden psikolojik destek aldığını, hatta mesleğini seçmedeki en büyük etkenin de bu olduğunu öğrendik. Babasından sevgi yerine şiddet görmüş, imkan bulunca kaçmış ve kendi hayatını kurmaya çalışmış bir adam olarak sempatimizi kazanmaya çalıştı. Bir zamanlar uyuşturucu bağımlısı olduğunu keşfettik, hatta tekrar başladığını da. Ardından karısının onu aldattığı gerçeğiyle yüzleşti. Bir yandan Alicia'yı iyileştirmeye çalışıyor diğer yandan karısının ihaneti ile yüzleşmek istemiyor ama kendi gözleriyle görmek için takip ediyordu.
Alicia ise suskundu. Son 6 yılın
Uygulamayı 2 yıldır kullanıyor olmama rağmen bu 1000kitap'da yapacagım ilk inceleme; bir hatam, eksiğim olursa affola.
Jack London çok sevdiğim bir yazar hatta en sevdiğin yazar kim sorusuna genelde verdiğim cevap Jack London'dur daha önce bir çok kitabını okudum ve fikrimce aralarında en zayıf kalan roman buydu.
Tüm Jack London kitaplarındaki aynı dünya görüşü bu kitapta da var. Dünyadaki haksızlığa, işlerin yanlış yollardan ve yanlış insanlar üzerinden yürüdüğünü farketmek gibi. Martin EdenDemir Ökçe kitaplarında da ana karakterimiz benzer yollardan geçmişti örneğin. Ana karakter demişken yine Jack London klasiği olan güçlü, kendini geliştirmeye açık, kusursuz erkek ana karakter figürü bu kitapta da var. Ama diğer kitaplarda tüm karakterlerin çeşitli sorunları, tükenme noktaları, eksiklikleri varken bu karakterde hiçbiri yok. Ve bu gerçekçiliği çok azaltıyor.
Eksiklik olarak gördüğüm başka birşey ise olay örgüsünün çok zayıf olması. Yani herşey hızlıca olup bitiyor. Karakterin aklından geçenleri yaşadıklarını hissettiklerini göremiyoruz tüm yaşananlar boyunca kitapta. Sanki sadece fragman izliyormuş gibi hissettiriyor.
Bi oturuşta bitirilebilecek 100 sayfa kısa bir kitap o yüzden bana zaman kaybı gibi hissettirmedi. Daha öncede söylediğim gibi yazarı çok sevdiğim için tüm kitaplarını okumaya çalışıyorum zaten. Belki de diğer kitaplar benim için çok yukarıda olduğu için bunu bu kadar eksik görmüşümdür emin değilim.
İyi okumalar dilerim.
edit: imla
ŞampiyonJack London · Ren Kitap · 20211,704 okunma
Kitapta en temel unsurlarına değinilerek anlatılmaya başlanan Hibrit Kopuş Savunması’nın Türk Ceza Yargılamasında neden ve nasıl uygulanması gerektiği gayet iyi aktarılmış fikrimce. Türkiye’deki ceza savunmasının kendi gerçekliğinden hareketle düşünülerek ve ele alınarak yazılan ve benim de okumuş olduğum ilk kapsamlı savunma kitabı. Son bölümde kitapta ortaya konan sonucun, bitmiş ve kapanmış bir teori olmaktan çok, bir çağrı olduğunun belirtilmesi de hoşuma giden ve katıldığım şeylerden biri oldu.
Bir avukat olarak kendim dahil ceza davalarıyla ilgilenen hiçbir meslektaşımdan buradaki kadar çeşitli kapsamlı teknik veya teorik bilgileri duymamıştım. Aslında yaşayarak, duruşmalara gire çıka öğrenilen ve kitapta anlatılan bilgiler hakkında farklı farklı tecrübelerimiz ve yöntemlerimiz var hepimizin ama ben kitapta yazıldığı şekliyle netleştirilmiş bir halde o bilgileri bu kadar duruşmaya girmeden önce almış olmayı, okumuş olmayı tercih ederdim. Zaten var dediysem de şöyle; bir kısmı bende var, başka bir kısmı başka meslektaşta var şeklinde. Bu kitaptaki kadar bütünüyle savunmayı ele alanı ya ben görmedim ya da bana denk gelmemiştir meslek hayatımda.
Gerçekten beğenerek ilgiyle okuduğum bir kitaptı.
Sondaki seçilmiş kaynakçayı da okuyup inceledim ve oradan kitap seçip okumaya karar verdim.
Selâm.
Dizisi ile büyülü bir yolculuğa çıktığım ‘bu seriye nasıl geç kalırım sitemlerinin ruhumu sardığı mükemmel bi kurgu. yaklaşık 20 kitaptan oluşan seriyi orta yetişkinlikten yaşlılık basamağına taşımayı hedefliyorum :) yüzüklerin efendisi kadar olmasa da beni etkisi altına aldı. kahla amnell tutkum uzun bir süre geçmeyecek fikrimce. dizi ve kitabın birbirinden farklı olduğu çok fazla sahne var. hangisi daha güzel karar veremedim…