"BEDENİN SİMYASI"
“Birçok gıda bize temel yaşam elementlerini verip yaşamı idame etmemizi, doymamızı ve enerji elde etmemizi sağlarken, bazı gıdalar çok daha özel moleküller içeriyor ve bizim ‘iyileşmemizi’ sağlıyorlar, işte bunlar ilaç besinler.”
Bedenimizi ne kadar tanıyoruz? O, yalnızca bize hizmet eden bir “araç” mı, yoksa doğanın en mucizevi laboratuvarı mı?
İnsan bedeni bir laboratuvar değil, bir mucizeler atölyesi… Bozulanı tamir eden, toksini dönüştüren, kendi kendini yenileyen bir sistemin tam ortasında yaşıyoruz ama çoğu zaman bunun farkında bile olmadan. Eser, bu olağanüstü yapıyı yeniden fark etmemizi sağlıyor ve bizi bedenimizin sırlarına, doğanın şifalı potansiyeline doğru derin bir yolculuğa çıkarıyor. Kitapta insan bedeni, bir simyacı olarak ele alınıyor. Yani sadece işleyen değil; bozulduğunda kendini onaran, toksik olanı dönüştüren, eksik olanı dengeleyen bir “akıllı sistem”. Biyolojik olarak düşündüğümüzde bedenin sürekli bir yenilenme döngüsünde olduğunu zaten biliyoruz. Ancak bu döngüyü bilinçli adımlarla desteklediğimizde, adeta ruhumuzu yeni bir bedende ağırlayabilecek kadar yenilenebileceğimizi öğrenmek, hayranlık verici.
Dr. Güveloğlu’nun en dikkat çekici anlatımlarından biri ise epigenetik konusu. Genetik yapımızın mutlak bir kader olmadığını, bazı genleri “kilitleyip”, bazılarını “açabileceğimizi” anlatıyor. Yani hayat tarzımız, düşünce kalıplarımız ve çevresel koşullarımızla DNA’mıza şekil verebileceğimizi savunuyor. Bu bakış açısı, insanı pasif bir biyolojik varlık olmaktan çıkarıp, kendi sağlığının ve potansiyelinin mimarı haline getiriyor.
Hepimizin DNA’sında, bilimsel adıyla “junk DNA” olarak adlandırılan ve işlevi tam olarak bilinmeyen %96’lık bir bölüm var. Dr. Elif Güveloğlu bu alanın “çöp” değil, insanın erişmediği ama zamanla