• İçinden: “ Ey Şamil! Diye geçirdi.
    Sen kim oluyorsun?
    Senin ailende kim oluyor?
    İslam’a ilk kurban veren sen misin ?
    Sümeyye ra. İşkenceler altında kendini bu dâvâya feda etmedi mi ?
    O rabbine kavuşurken böyle üzgün müydü ?
    Ya firavun zülmü altında inleyen Asiye validemiz?
    Maşite hatun ? Evlatlarını ateşe atarken tereddüt etti mi ?
    Ya Zekeriyya as. Beyni testereyle ikiye ayrılırken gıkını çıkardı mı?
  • Geçmişte ve çağımızda insanlığın en büyük bireysel ve toplumsal sorunlarından, hatta uluslararası düzeyde birçok sorununun da arkasındaki sebeplerden biri kibir duygusu olmuştur. Açık bir örnek: Eğer Yıldırım Bayezid Timur’a karşı o kadar kibirli davranmasaydı büyük ihtimalle bugün dünya başka bir dünya idi.

    Bazı insanlardaki yüksek yetenekler ve imkânlar aynı zamanda birer ahlak sınavıdır. Bu meziyetlerin onlarda -psikolojide ego hipertrofisi(benlik taşması / nefsin azgınlaşması) denilen- bir ahlâkî sapma doğurabildiği belirtilir. Kur’an-ı Kerîm’de bu sapma “nefsani tutkuları tanrılaştırma” şeklinde ifade edilmekte; bunun Firavun’a “Ben sizin en ulu tanrınızım” dedirttiği bildirilmektedir. Eski büyüklerden biri, her insanın içinde “Ben sizin en ulu tanrınızım” deme eğiliminde bir firavun bulunduğunu söyler.

    ***

    Bugün sizlere kibir ve tevazukonusunda ne kadar yüksek bir kültüre sahip olduğumuza dair, İslâm büyüklerinden, eskilerin “kelâm-ı kibar” dedikleri, insana hem ders hem huzur veren bazı sözler sunacağım.

    -  Hz. Peygamber: “Gün gelecek, ümmetimin İranlı ve Bizanslı hizmetçileri olacak, kibirli kibirli yürümeye başlayacaklar. İşte o zaman onlar birbirine düşürecekler.”

    -  Diğer bir hadis: “Kendini küçük düşürmeden mütevazı olana, haramsız kazandığı maldan hayır yapana, düşkün ve çaresiz insanlara merhamet edene, ilim ve hikmet ehliyle bir arada olana ne mutlu!”

    -  Hz. Ebûbekir: “Sakın kimse kimseyi aşağılamasın! Çünkü insanların gözünde düşük düzeyli Müslüman Allah’ın yanında büyük değer taşıyabilir. Biz asaleti Allah’a derin saygıda, zenginliği şeksiz şüphesiz imanda, şerefi de tevazuda bulduk.”

    -  Hz. Süleyman’a, “Bir kötülük ki, insanda bulundukça hiçbir iyilik fayda getirmez. Nedir o kötülük?” diye sorulduğunda “kibir” cevabını vermiştir.

    - Sahabeden Numan b. Beşir: “Şeytanın insana kurduğu tuzaklarından biri de Allah’ın verdiği nimetlere şımarıp Allah’ın kullarına karşı kibirlenmektir.”

    -  Dindarlığı ve tevazuuyla tanınan Malik b. Dînar: “Mescidin kapısında bir görevli durup da ‘En kötünüz dışarı çıksın’ dese, -meslekten koşucular hariç- hiç kimse benden daha önce çıkamaz.”

    ***

    Geçenlerde sosyal medyaya bir video düşmüştü. Zamane şeyhlerinden biri müritlerine, Ege bölgesinde olacak depremi nasıl Doğu’ya gönderdiğini anlatıyordu. Dindarlığı bu derece ilkellik ve vahşete döndüren bir anlayış karşısında eski kaynaklarımızın birinde okuduğum şu anekdotu hatırladım:

    -  Eskilerden Musa b. el-Kasım anlatıyor: “Vaktiyle bir deprem olmuş, dehşetli bir kasırga çıkmıştı. (Rey kentinin tanınmış âlimlerinden) Muhammed b. Mukatil’e gittim ve ondan, bizi bu felaketten kurtarması için Allah’a dua etmesini rica ettim. Muhammed ağlayarak şöyle dedi: “İnsanları kurtarmak şöyle dursun, benim günahlarım yüzünden helâk olmalarından korkarım!”

    -  Cüneyd-i Bağdâdî, Cuma günleri yaptığı sohbetlerin birinde, “Eğer ‘Ahir zamanda milleti en kötüleri yönetecek” anlamındaki hadiste denilen zaman hâlâ gelmemiş olsaydı, şu anda (milletin en kötüsü olan) ben size konuşuyor olmazdım’ demiştir.”

    -  Peygamber dostu Selman-ı Fârisî’nin yanında bazı Kureyş mensupları asalet yarışına girmişlerdi. Selman ise şöyle dedi: “Bana gelince, ben adi bir spermden yaratıldım; sonrasında çürümüş bir leşe dönüşeceğim. En sonunda da amel terazisinin yanına varacağım. İşte o zaman sevaplarım ağır gelirse şerefli, hafif gelirse aşağılık biriyim demektir” dedi.

    -  Hz. Ali’nin Hz. Hüseyin’den torunu Muhammed: “Bir kimsenin içinde kibir arttıkça akıl azalır.”

    Kendi kendime, “Bazı insanlar üst makamlara tırmandıkça neden daha çok yanlış yaparlar?” diye merak ederdim. On yıl kadar önce bu sözü okuyunca aradığım cevabı buldum: Meğer kibir arttıkça akıl azalırmış. Bu zat ta o zaman meseleyi çözmüş. Ne de olsa “ilmin kapısı” olan bir dedenin torunu…

    Mustafa Çağrıcı
  • Ateizm (Dehrilik), Materyalizm Ve Kuran

    Soru:

    Sizin "Kur'an'da Dört Terim" adlı kitabınızda açıkladığı­nız gibi o dört terimin anlamlarından hiçbirinde; "Dünyada kendilerine nebî gönderilen hiçbir kavmin o nebi tarafından, Allah'ın varlığını kabul etmeye veya Allah'ın İlah ve Rab olu­şunu Hâlık ve Râzık olarak anlamaya davet edilmediği" gö­rülmekte ve bunun sonucu olarak da "Her kavmin Allah'ın Fâtır ve Hâlık (yaratıcı) olduğuna inandığı" neticesi çıkmak­tadır.

    Buradan zahiren o kavimlerde Allah'ı inkâr edenlerin, ya­nı materyalist ve ateist kimselerin (Dehrî) olmadığı şüphesi ortaya çıkıyor.

    Halbuki bazı ayetlerde bu gibi kirdelerden bahsedildiği­ne rastlıyoruz. Örneğin; Casiye Sûresi 24. ayette:

    "Dedilerki; hayat ancak bu dünyana yaşadığımızdır. (ki­mimiz) ölürüz, (kimimiz) yaşarız. Bizi ancak zaman helak eder." buyurulmaktadır.

    Aynı şekilde Hz.Musa (a.s) ile Firavun ve Hz. İbrahim (a.s) ile Nemrud'un arasında geçen konuşmaların yer aldığı bazı ayetler bu ikisinin materyalis/ateist olduklarına açıkça delâlet etmektedir. Mesela; İbrahim Sûresi 10. ayette:

    "Peygamberleri dedi ki; gökleri ve yeri yaratan Allah hak­kında şüphe mi var?" denilmektedir. Yine Tûr Sûresi

    "Acaba onlar, hiçbir şey olmadan mı yaratıldılar? Yoksa yaratanlar kendileri midir?" denilmektedir. Sizin ikinci ayet üzerinde akıl yürüterek yaptığınız yorum ise tartışıla­bilir. Çünkü kendileriyle delil getirilen o ayetlerin daha fark­lı yorumlan da yapılabilir!



    Cevap:



    Kur'an-ı Kerim üzerinde yaptığım çalışmalara ve tarihi bilgilerime dayanarak dünyada tümüyle Allah'ı inkar eden ve dehriye (ateist) diye bilinen bir toplumun yaşamamış ol­duğu sonucunu çıkarıyorum. O toplumlarda fertler ya da ba­zı küçük felsefeci gruplar mutlaka vardı, ama doğrudan doğ­ruya kendilerini muhatap alan bir nebinin gönderilmesini veya bir kitap indirilmesini gerektirecek denli bir önemi haiz değillerdi. Bu yüzden Kur'an-ı Kerim'de bu güruhla ilgili ola­rak zaman zaman bazı kısa hatırlatmalar yapılmakla birlikte, davet direkt olarak müşrikleri muhatap almaktadır. Ge­nelde Tevhid'le ilgili olarak verilen deliller; şirkin iptali ile birlikte tanrıtanımazlığı da iptal edecek ve ayrıca onun aley­hine delil getirmeye ihtiyaç bırakmayacak bir tarzda verilmiştir.

    Firavun ve Nemrud'la ilgili yazdıklarınızı sadece kıyasa dayalı olarak yazmışsınız. Oysa muteber bilgiler bunun hilafinadır.

    Bugün Eski Babil ve Eski Mısır'la ilgili tarihi kalıntıların kazılarla ortaya çıkarılması sonucu oldukça ayrıntılı bilgiler elde edilmiştir. Bu bilgilerden Babil ve Mısır hükümdarları­nın aynı zamanda birer din adamı (priest kings) oldukları, onların kendi kavimleri tarafından tapılan ilahları sadece mabud olarak kabul etmekle kalmayıp; bu hükümdarların, ilahların temsilcisi olarak tanınan dini bir kesimi da yanla­rında bulundurdukları anlaşılmıştır. Kur'an-ı Kerim'in be­yanı da bu hususu tasdiklemektedir. Ayrıca o insanların bu­günkü mânâda söylendiği gibi ateist olmadıkları da açıkça anlaşılmaktadır.
  • şeyh ebûbekr-i nişabûrî hazretleri…
    dergâhtan çıkmış, müridleriyle gidiyordu.
    şeyh eşeğin üzerinde, müridleri de arkasında…
    bu şekilde giderlerken birdenbire eşek yelleniverdi.
    şeyh bu yellenmeden vecde geldi, nara attı, elbisesini yırttı.
    hem müridleri hem de bu durumu gören başkaları, şeyhin bu hâlini beğenmediler.
    içlerinden biri şöyle sordu:

    "ey şeyh! burada hangi mânevî hazzı hissettin?"
    şeyh şöyle buyurdu:

    baktığım zaman, arkadaşlarım âdeta yolu kaplamıştı.
    önümde ve arkamda dervişler vardı.
    kendi kendime şöyle dedim:

    ‘hakikaten bayezid’den aşağı değilim.
    bugün nasıl müridlerimle candan geçip depdebeyle yola düşmüşsem;
    şüphesiz yarın kıyâmet günü naz ve izzetle mahşer ovasında başım dik yürürüm.’

    ben tam bu düşüncede iken, birden eşek yelleniverdi.
    yani, bu çeşit düşüncelere dalanlara eşek şöyle cevab verir:

    'daha ne kadar boş ve saçma düşüncelere kapılacaksın?'

    bu sebepten canıma bir ateştir düştü.
    bana bir hâl geldi ve vecde kapıldım.”
    ***

    sen kibir ve gurura kapıldıkça, hakikatten iyice uzaklaşırsın.
    kibri yık, gururu yak.
    sen nefsinin isteklerine uyuyor, ondan uzak duramıyorsun.
    işte bu nefisle beraber olma hâlini de yak, yok et.
    ey her an bir başka boyaya boyanan kişi!
    senin her kılının dibinde bir başka firavun var!
    benlikten, varlıktan kurtulup emniyet ve güven içinde olsan, iki âleme de düşman kesilirsin. bütün gününü zühd ve takvâ ile geçirirsen benlikten kurtulursun. gecenin tümünde uyanık kalır geceni ihyâ edersen, aydınlığa erersin.

    ey benlik yüzünden yüzlerce belâya uğrayan kimse!
    "ben" deme de, iblis’in şerrine ma’ruz kalma!
  • Hani? Dünya varlığına mağrur olup da kavmine "Ben sizin en büyük Rabbinizim" diyen Firavun ile Nemrud?