Bana kalırsa hayat, ancak bir çerçeveye sığarsa bizi mutlu edebilen, olağanüstü karışık, tuhaf ve anlaşılması zor bir şey. Çoğu zaman mutluluğumuzun ve mutsuzluğumuzun nedeni yaşadığımız hayattan çok, ona verdiğimiz anlam. Bütün hayatımı bu anlamı araştırmaya verdim.
Kaldırımda kalabalık her yöne akıyor, ağır olsun, canlı olsun, yollar açıyor kendine, bırakılmış köpekler gibi uyuz, dilenciler gibi kör bir kalabalık, bugünün gönenç resimlerin de dahi görüyorum bunu, hiçbir zaman sabırsızlığa kapılmadan, kalabalıklarda yalnız olarak, neredeyse mutluluktan, kederden, meraktan yoksun olarak yürüyorlar, gider gibi görünmeden, gitme amacı gütmeden, yalnızca şuraya değil de buraya yönelerek, yapayalnız ve kalabalık ortasında, hiçbir zaman kendi başlarına yalnız değil de kalabalık ortasında yalnız olarak yürüyorlar.
Ama aşk, bir cenin gibi bedenin karanlıklarında acıyla dönüp durmaktan kurtulduğu, nefes ve dudak aracılığıyla kendini zikir ve itiraf edebildiği zaman gerçek aşktı.