"1609'da Kral II. Felipe bizi ülkemiz İspanya'dan sürmeye karar verdi... Alikante Limanı'nda çok insan vardı... Çocuklar ve gençler ağlıyorlardı, kadınlar susuyorlardı ve hiçbir şey yapamayan kocalarına bakıyorlardı.... Gökyüzü griydi ve çok güçlü esen rüzgar, bir cenaze şarkısı söylüyordu... Hepimizin arkasında çok büyük bir tarih var, 500 yıllık bir tarih, El Hamra'yı, Kurtuba'yı, Sevilla'yı, Gırnata'yı yaratan bir tarih.. 'İbni Rüşt'ün' 'İbni Haldun'un medeniyeti.... Müslümanların, Hıristiyanların ve Musevilerin yaşadığı bir hoşgörü tarihi... Şimdi hepsi kayboldu... Önümüzde çok kızgın bir deniz ve gizemli bir gelecek... "Çabuk gemilere!" diyordu fanatik din adamı ve nöbetçiler bize vuruyordu. Çocuklar her seferinde daha yüksek sesle ağlıyorlardı ve insanlar bağırıyordu "Allahaısmarladık Endülüs... Allahaısmarladık Kastiyya.. Allahaısmarladık Valencia... Allahaısmarladık evim... köyüm... tarlam.... nehrim... Allahaısmarladık Endülüs... Allahaısmarladık kalbim". Çok tehlikeli ve uzun bir seyahatten sonra Tunus'un Rades limanına demir attık, orada Tunus sultanı bize çok yardım ettiler... (...) Kendi kimliğimizi koruyoruz, kendi Endülüs kimliğimizi... Birçoğumuz hâlâ İspanyol dilini iyi konuşuyoruz ve özellikle Kastiyya dilini. Karılarımız Endülüs yemeklerini yapmayı unutmuyorlar, Testour da bugüne kadar boğa güreşleri yapıyorlar ve hâlâ bayramlarda flamenko söylüyoruz...... Tunus çok güzel ve iyi... ama bizim ülkemiz değil... çünkü bizim ülkemiz Endülüs'tür, orada doğduk, dedelerimizi oraya gömdük... Eğer ağaçlara ve sulara sorarsanız onlar size Endülüslü olduğumu söyleyeceklerdir.... Ben Endülüslüyüm."
Sayfa 36 - Bir Morisko'nun 1609 yılında Endülüs'ten sürülmesinden yıllar sonra, 1630'da yazdığı bir mektup
Uzam ancak bir kaza biçiminde var olur...
Bütün evrenin karmakarışık asılmalardan, havada kalmalardan oluştuğunu hayal ediyorum. Bir portakal bir denklemle, bir ağaç bir kelebekle, bir gergedan bir flamenko dansçısıyla karşılaşıve­riyor ve ben, bütün raks eden parçacıklarımla bu rastgele karşı­laşmalardan büyük bir haz alıyorum. Cisimlerin ağırlığı olmak­sızın, yorgunluk nedir bilmeden. Bütün eklenmeler esnek. Soylu yaşlıların, gönüllerini henüz cinsiyeti belirsiz dölütlere kaptır­ması mümkün. Karşılaşma şansı sonsuz kere artıyor. Her şey denkleme koyulabilir gibi. En temel toplumsal, siyasal ve ilişkisel ilkeleri alaya alacak bir eser yazabilirim: "Cisimlerin dalga­lanması ve kesişmesi üzerine" mesela. Gerçek bir macera! Psiko­loji sil baştan yazılabilir, kendini beğenmişlik de böylece havaya uçardı. Herhangi bir ilişkilenmeyi saniyenin binde biri kadar bi­le sağlamanın imkansızlığı, bütün ilişkileri bir albatrosun tüyü kadar hafif yapardı. En sonunda varlıklar yalnızlığın, mecbu­riyetin, kaderin, geçmişin ve geleceğin olmadığını bileceklerdi. Duyguların ve arzuların havada asılı kalmasıyla, cinsiyetler her zaman uzamla, boş bir alanla çevrili olmalarından haz duyarlar­dı. Filozoflar, uzmanı olmadıkları bir şey yaparlar, kendilerini daha kolayca ifade ederlerdi. Ah! İşte filozofların ve diğerlerinin çok az bildiği, benim arzuladığım hafiflik budur! Bu, bir bakıma bir matematik cenneti olurdu. İşte vaktimi bunlara harcıyorum. Bu tarz bir hayal beni en yükseklere çıkarıyor. Güneyde Cenova Limanı'na dalarcasına bir manzaraya sahip terasımda, konyak şişesine doğru gidip gelen kolum dışında hareketsiz, yedi sekiz saat geçirdiğim oluyor.
Sayfa 9 - Sel Yayıncılık·Kitabı okudu
Roman
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
El-duende sözcük anlamıyla bir kişinin yürüyüş tarzı, sesinin tonu, hatta küçük par­mağını kaldırma şekli dahil, eylemlerinin ve yaratıcı hayatının arkasındaki goblin [cin] rüzgarı ya da kuvvetidir. Flamenko dansında kullanılan bir terimdir; şiirsel imgelerle "düşünme" yeteneğini tanımlamak için de kullanılır. Öykü toplayan Latin curanda­ra'lar arasında kendi ruhundan daha fazla ruhla dolma yeteneği olarak anlaşılır. Is­ter sanatçı olunsun, isterse izleyici, dinleyici ya da okur, el-duende bulunduğu za­man, insan, dansın, müziğin, sözcüklerin, sanatın altındakini görür, duyar, okur, his­seder; orada olduğunu bilir. El duende orada olmadığı zaman, olmadığını da bilir.
Sayfa 33 - Ayrıntı yayınları
1000Kitap
Duende~ insanın sanat,Flamenko ya da doğa yoluyla olsun , yaşamın görkemli özüyle , trajedisi ve güzelliğiyle gerçek bir bağlantı kurabildiği andaki his
Sayfa 201·Kitabı okudu
Alıntı
Seni seviyorum. Sen de beni sevme. Bir portakal ağacının hayatı boyunca yetiştirdiği on sekiz bin portakaldan sonuncusu ol ve C vitamini olarak girdiğin vücuttan büyük bir fikir olarak çık; Esatir-i Yunaniye seni de yazsın. Benim için... Bir zeytin fidanı dik, zamanla ölmez ağacı olur adı; yerini severse üç bin yıl yaşar ve yaşadığı zaman boyunca da hiç kimseyi öldürmez. Benim için bir cümleden ibaret olacağına, işçiliğiyle göz kamaştıran bir anafikir ol. Eski balıkçılardan dinlediğin bir efsaneyi hatırla ve suyun altında burun buruna geldiğin bir orfozun gözlerine bakıp "Neden öyle büyük büyük bakıyor?" derken, suyun altında bir deniz kızı gördüğü için öyle bakıyor olabileceğini düşün. Kaz Dağları'nın eteklerinde sakız reçeli, mor kekik, kuru incir, zeytinyağı, limon kekiği ve adaçayı satarak ailesini geçindiren ve okul masraflarını dahi kendisi çıkaran on iki yaşındaki bir çocuk ol. Bir çocuk ol ve kafiyelere uyma. Sigara tütününden denizatı yap. Senden daha iri cüsseli bir adamla güreş tut. Adı "Sefil" olan mutlu bir fil çiz. Hava kararsın. Assos Antik Kenti'ne, "tarihi eser kaçakçısı" şüphesiyle tutuklanabileceğine aldırmadan, kapıları kapandıktan sonra tel örgülerinin altından sürünerek kaçak gir. Tüm Athena Tapınağı senin olsun. Hayatının en güzel manzarasına karşı o gece kırmızı şarap iç; Lesvos'a baka baka, yıldızlar altında, Zeus'a bir dal sigara kurban et. Bir kitapçıya uğra ve daha önce okuduğun ve sevdiğin ve bu yüzden bir arkadaşına da okusun diye ödünç verdiğin bir kitabı, sana geri dönmeyeceğini bildiğin için yeniden satın al. Bu kitabı bir başkası istiyorsa da, onun gözlerine baka baka o kitabı ver ona ki alnında kocaman kocaman harflerle enayi yazsın. Enayi ol çünkü bilgelik enayilikten doğar. Enayiliğinle gurur duy; şark kurnazları için
Alıntı
Ne güzel kelime, duende…
İspanyolca bir sözcük var: “Duende”. İnsanın sanat, Flamenko ya da doğa yoluyla olsun, yaşamın görkemli özüyle, trajedisi ve güzelliğiyle gerçek bir bağlantı kurabildiği andaki his…
Sayfa 201·Kitabı okudu
1000Kitap