Bazen yadırgıyorum yerimi, ahvâlimi. Sanki olmam gereken yerde değilim; yolu mu şaşırdım, geç mi kaldım, bilemiyorum. Aidiyetten yoksun, bir boşlukta kürek çekiyorum sanki. Fakat bileğimde hâlâ kuvvet var; çünkü umman varsa, dokunduğu kıyı da vardır, inanıyorum.
Cihan Çetinkaya
Ceplerimizde huzursuz hikâyeler. Belleklerimizde irini kurumamış yaralar. Tırnaklarımızın arası hayattan kazıdığımız kirlerle dolu. Ne geçmişe güvenimiz var, ne bugüne,
ne de geleceğe. Ölülerimizi sırtımızda taşıyoruz. İnatla doğurmuyoruz. Çoğalmıyoruz.
Geceleri daracık mezarlarda uyuyoruz. Gündüzleri ha öldük ha öldürdük diye korkuyoruz. Kötüyü gördük. Unutamıyoruz..
Kendi yaşamı karşısında seyirci konumunu almak, insana her şeyden önce tüm yerleşik yargılarını, kökleşmiş düşüncelerini yeniden sınama fırsatını verir.
Sonra oradan savaş geçti. Hiçbir ev, hiçbir hatıra hasarsız kalmadı. Her şey çürüdü: Arkadaşlık, aşk, adanmışlık, akrabalık, inanç, sadakat. Hatta ölüm. Evet, bugün ölüm bile bana kirlenmiş, bozulmuş gibi geliyor.