İlgi duymuyordum. Hiçbir şeye ilgi duymuyordum. Nasıl kaçabileceğime dair hiç bir fikrim yoktu. Diğerleri yaşamdan tat alıyorlardı hiç olmazsa. Benim anlamadığım bir şeyi anlamışlardı sanki. Bende bir eksiklik vardı belki de. Mümkündü. Sık sık aşağılık duygusuna kapılırdım. Onlardan uzak olmak istiyordum. Gidecek yerim yoktu ama. İntihar? Tanrım,çaba gerektiriyordu. Beş yıl uyumak istiyordum ama izin vermezlerdi.
Ben topluma karışıp onların arasında sürülecek bir yaşama uygun değilim. Toplumsal ilişki kurma yeteneğim, başkalarına duyduğum güven ve ilgi bunlar çoktan köreldi. Tabi bunların bir zamanlar var olduğunu varsayarsak. Ben hep yalnız bir insan oldum. Her zamanda yalnız olacağım. Bu yazgıyı kabul ediyorum.
Berbat bir mağlubiyet hissiyle dolaşıyorum bazen sokaklarda. Kim olduklarına bakmaksızın, karşıma çıkan herkese yenilmişim gibi geliyor. İşin kötüsü, onlar da bunun farkında. Yüzüme bakanlar acıyarak bakıyor bakmadan geçenler de acıdıkları için bakmıyor sanki. Ortak bir vicdan azabı gibiyim. Ortadan kaybolsam herkes rahatlayacak. Önüne geçemediğim gururum sonunda bunu da yaptı bana. Aşk olsun! Kendime ve hepinize..
Bazen deliliğim başIıyor. Uzağa, çok uzağa, kendimi unutacağım bir yere gitmek, unutulmak, kaybolmak, yok olmak istiyorum. Kendimden kaçıp, çok uzaklara, mesela Sibirya'ya gitmek, ahşap evlerde, çam ağaçlarının altında, gri gök ve karın, lapa lapa yağan karın altında, gidip kendi hayatıma yeniden başlamak istiyorum. Ya da mesela Hindistan'a gitmek, parlak güneşin altında, göğe başlarını uzatmış ormanların altında, acayip insanlar arasında, kimsenin beni tanımadığı, kimsenin dilimi bilmediği, her şeyi kendimde hissedeceğim bir yere gitmek istiyorum. Ne var ki bu iş için yaratılmadığımı görüyorum. Hayır, ben tembelin biriyim. Yanlışlıkla dünyaya gelmişim. Bütün planlarıma göz yumdum. Aşktan, zevkten, her şeyden kenara çekildim.