İnsan, birey, son on bin yılda hiçbir ahlaki ilerleme göstermedi. Bunu kesinlikle doğrularım. Evcilleşmemiş bir tayla bir koşum atı arasındaki tek fark tümüyle bir eğitim farkıdır. Eğitim, günümüzün insanıyla on bin yıl önceki insan arasındaki tek ahlaki farktır. Üstüne cila niyetine kapladığı ince ahlaki derisinin altında, on bin yıl önceki aynı yabanıldır. Ahlakilik bir sosyal fon, zahmetli çağların bir birikimidir. Yeni doğmuş bir çocuk, uzun zamandır biriken soyut ahlak tarafından eğitilip cilalanmazsa tam bir yabanıl olup çıkar.
İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Bir sigara molasında gidip bakıyorum fon perdesinin arkasına, yarı aralık bir pencere var. Ortada puro muro yok! Demek ki kadın camdan atıyor, aşağıda bir amigo tutuyor. Kutusuna yerleştirip bize satıyor! Devrime ihanet etmiş bir puro kaçakçısı gibi, çantam purolarla dolu döndüm otele. Yüreğim sızlamadı değil. Ancak herkes bu yöntemle puro satın alırken, benim Küba devrimine saygımdan ötürü o puroları altıyüzkırk dolara satın almamın saçma olduğunu düşünerek huzura erdim.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Nesneleşmiş, nesneler arasında nesneye dönüşmüş -nesnelerle sembiyotik bir kölelik ilişkisi kurmuş olan-insanın kuracağı toplum ancak görünürde sağlam bir toplum olabilir. Işıl ışıl parlayan apartmanlar ormanı, acıklı bir sahnenin sadece cephesidir; kapıyı açtığında, oda yerine yankının gümbürdediği bir uçurum içinde bulursun kendini. Denize düşmüş her kazazedenin içinde iki zıt duygu bulunur: geminin sağlam güvertesini bırakmış olmaktan doğan çaresizlik ve ufukta -bir ada, bir kütük, bir sandal gibi- onu kurtarabilecek herhangi bir bahanenin belirebileceği umudu. Kendisine doğru yüzmemiz gereken adanın tuhaf bir şekli vardır; uzaktan iki levhayı andırır. Ve gerçekten de yaklaştıkça iki levhanın söz konusu olduğunu anlarız. Bunlar çok uzun zamandan beri anlamını unuttuğumuz on cümlenin yazılmış olduğu levhalardır. Evet, On Emir bizim biricik kurtuluşumuzdur. Büyük Batı uygarlığı onun üzerine kurulmuştur ve -eski, gereksiz ve sınırlayıcı oldukları düşünülerek temeldeki taşların çekilmeleriyle de uygarlık yıkılmaya başlamıştır. Başka her şeyden önce On Emir konuşmayı ve karmaşıklık ilkesine dayanarak ilişkiler kurmayı öğrenmiş olan büyük maymunun etolojik temelidir. Bunu anlayabilmek için belki de emir kavramındaki askerî yansımayı silmemiz ve bunun yerine yol kavramını yerleştirmemiz gerekir. On Emir, insana kendiyle ve başkalarıyla ilişki yoğunluğuna varmak için gerekli yolu işaret eder; her şeyin doğru ölçütünü gösterir, insanın haklarını, yükümlülüklerini ve bu ada layık olmak için- hayat süreci boyunca üstlenmeyi öğrenmesi gereken sorumluluk düzeyini hatırlatır. __Tabii ki On Emir'in gerekliliğini hissetmeyi başarabilmek için sessiz kalmayı, ölçülü yaşamayı öğrenmemiz gerekir. Daimi olarak iPod'un kulaklıklarıyla tıkalı kalan kulaklar
Sayfa 51·Kitabı okuyor
Mossad'ın çeper stratejisinin olağanüstu başarısı -Trident [ üç dişli mızrak - ç.n.] kod adı verilen- İsrail, İran şahlığı ve Türkiye arasındaki üç taraflı bir istihbarat ittifakıydı. Bu üç ülkenin istihbarat başkanları zaman zaman bir araya gelerek birbirleriyle geniş çaplı istihbarat materyalleri paylaşıyorlardı. İttifak aynı zamanda Sovyetler'e ve Araplara karşı ortak operasyonlar gerçekleştiriyordu. Ben-Gurion, Başkan Eisenhower'ı Trident'in birinci sınıf bir oluşum olduğu konusunda ikna etmiş, CIA de onun faaliyetleri için fon sağlamıştı
Alıntı
Ötekinin görmeyi umduğu şeyi, yani aynalanmış imgeyi tam olarak karşılayamama hali, bu yetersizlik duygusu annenin arzusu karşısında duyulan kaygının sebebi olacaktır. Çocuğun her ne ise o olarak sevilmediğinin idrakiyle ilişkili o kaygı -sinir bozucu bir fon müziği gibi- bütün çocukluğa musallat olmayı sürdürür.
Sayfa 86 - İletişim Yayınları·Kitabı okuyor
Psikoloji
Şairler nedense hep İstanbul'a şiir yazmışlar, hep İstanbul fon olmuş büyük aşklara, vapur düdükleri, martılar, denizin mavisi... İstanbul'u sevmek kolay. Oysa Ankara, ah canım Ankara, benim gibi kenarda kalmış hep, son zeytin tanesi tabakta.
Sayfa 240·Kitabı okudu