Allah Teâlâ bütün insanlara ilim elde etme yeteneği vermiştir. Bize düşen, bu yeteneğimizi kullanmak ve çalışmaktır. Hiçbir âlim doğuştan âlim değildir, sonradan çalışıp emek vererek o seviyeye gelmiştir. Âlimlerimizin hayat hikâyelerini okuduğumuzda bulundukları ilmî seviyeye gelmek için ne kadar büyük çaba harcadıklarını görürüz. Burada asıl formül, istemek ve gayret etmektir.
"Kadın mı? Çok basit," der basit formül meraklıları, "bir dölyatağıdır, yumurtalıktır o", bir dişidir. Bu sözcük onu tanımlamaya yeter. Erkeğin ağzında "dişi" sıfatı bir hakaret gibi tınlar; oysa o kendi hayvanlığından utanç duymaz, tersine kendisi hakkında "Erkek!" dendiğinde bundan gurur duyar. "Dişi" terimi, kadını doğaya yerleştirdiğinden değil, cinsiyetine hapsettiği için aşağılayıcıdır. Bu cinsiyetin erkeğe, en masum hayvanlarda bile hor görülmeye layık bir düşman gibi gelmesi, açıktır ki kadının onda uyandırdığı telaşlı düşmanlık duygusundandır.
Sayfa 41·Kitabı okuyor
Feminizm
Reklam
Can hep kendi benzerini, eşini çeker. Bu oluşunun karşılığımı çekeceksin tabii. En uygun ev olasılığı sana ulaşacak ve o evde yaşayan olacaksın. Ol der ve olur! İnsanın ol deyişi oluşudur, yaşama kattığı her an. Kimi verirsen yaşama, yaşam da onu yaşatır sana. Kendini bil!.. Kim oluyorsun o anda? İşleyiş bu. Formül bu.
İnsan hercai, bir dalda durmaz bir yaratıktır ve belki de satranç oyuncuları gibi gayeyi değil, gayeye giden yolu sever. Kim bilir (emin olamayız tabii) belki de insanların yeryüzünde ulaşmaya çalıştığı tek gaye, bu gayeye ulaşma yolundaki daimi çaba, başka bir deyişle hayatın ta kendisidir, yani iki kere iki dört cinsinden bir formül olan gaye değildir; zaten iki kere iki dört, hayat değildir baylar, ölümün başlangıcıdır. Hiç değilse insan, bu iki kere ikiden daima ürkmüştür; ben hâlâ ürküyorum. İnsan bütün ömrünü iki kere iki peşinde geçirir, bu uğurda denizler aşar, hayatını harcar, fakat yemin ederim, arayıp gerçekten elde etmekten korkar. Çünkü onu bulur bulmaz artık erişecek şeyi kalmayacağını bilmektedir.
Gerçekten, ya günün birinde bütün arzu ve kaprislerimizin de formülü bulunur, daha doğrusu, bunların esasına, hangi kanunlara bağlı olarak meydana gelip nasıl geliştiklerine, çeşitli durumlarda hangi yolları takip ettiklerine vs. dair kesin bir matematik formül ortaya çıkarsa, o zaman insan muhtemelen, hatta mutlaka hiçbir şey istememeye başlar. Cetvele bakarak arzu etmenin ne tadı olur? Ondan başka, insan insanlıktan çıkıp, hemen hemen bir org cıvatasına veya bunun gibi bir şeye dönüşür: Hür iradesi, arzusu olmayan, istemeyi bilmeyen insanın org silindiri üzerindeki cıvatadan ne farkı vardır ki?
Günün birinde tüm isteklerimizin ve kaprislerimizin de formülü bulunursa? Daha doğrusu, bunların temellerine, hangi yasalarla oluşup geliştiklerine, çeşitli durumlarda hangi yolları izlediklerine ilişkin kesin bir matematiksel formül ortaya çıksa… İşte o zaman, büyük bir olasılıkla, insan belki de hiçbir şey istememeye başlar; çünkü formüle bakarak istemenin ne tadı olabilir ki?
Sayfa 27
Reklam
Reklam