Aradığını Bulamayanlar Kulübü (:
Puan vermedi·312 syf.··
2026 28. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2026 21:23
Büyük beklentilerle başlayıp hayal kırıklığıyla biten kitaplar serisinde bugün: Taş Kâğıt Makas Ne Yaptığını Biliyorum ’u hem okumuş hem de dizisini keyifle izlemiş biri olarak bu kitaptan beklentim çok başkaydı. Ama ne yazık ki o ritmi, o derinliği yakalayamadım. Alice Feeney ’nin tarzını az çok biliyoruz; derin edebi cümleler yerine, hızla ekrana uyarlanabilecek, ters köşelerle yürüyen hikayeler yazıyor. Bu kitap da tam olarak o "dizisi çekilecek kitaplar" formülünden çıkmış gibiydi. Kötü diyemem, akıcılığına da lafım yok ama hikaye bana bir türlü geçmedi, karakterlerle bağ kuramadım. Sanırım bu sefer formül benim üzerimde çalışmadı. Benim için yazarın diğer kitabının gerisinde kalan, hızlıca tüketilip unutulacak bir kurgu oldu…
Taş Kâğıt MakasAlice Feeney · Yabancı Yayınları · 20238,2bin okunma
10/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2026 152. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2026 00:00
"İSTEDİĞİM İNSAN OLMA YOLUNDA" "İnsanın ruhsal yolculuğu bir merdiven gibi değil, bir sarmal gibi ilerler; aynı noktaya benzer duygularla dönsek de her dönüşte yeni bir farkındalık kazanmış oluruz." Hayat uzun bir yolculuk. Kimimiz dümdüz yolda giderken kimimiz kaygan, taşlı, dik yokuşlardan geçiyoruz. Bazen bir tümsek sarsıyor bizi, bazen uzun bir düzlük yanıltıyor. Biz ise bu yolculukta sadece sınırlı yolcularız. Bu yolculukta en çok ihtiyaç duyduğumuz şey nedir? Çoğumuz “reçete” deriz. Bize ne yapacağımızı söyleyecek, bizi hızla iyi hissettirecek bir cümle, bir formül ararız. Ama ya iyi hissettiren cümleler, tam da bu yüzden bizi asıl gerçeklikten uzaklaştırıyorsa? “Kendine güven”, “pozitif kal”, “kimseye ihtiyacın yok”, “her şey senin elinde”… Bu cümleler kulağa ne kadar tanıdık, değil mi? Ancak bu reçetelerin çoğu, insanın kırılganlığını yok sayan, eksik ve indirgemeci bir dil taşıyor. “İstediğin insan olmak” denildiğinde akla gelen ilk şey, çoğu zaman “daha başarılı, daha güçlü, daha mutlu” olmak oluyor. Oysa istediğimiz insan, belki de tam tersine, kırılganlığına evet diyebilen, başarısızlığıyla yüzleşebilen ve mutsuzluğunu inkar etmeyen biridir. Her insanın içinde sessizce yankılanan bir soru vardır: Gerçekten ben kimim? Ve daha da önemlisi, kim olmak istiyorum? Bu soruların peşine düşmek, insan olmanın belki de en kadim ve en kıymetli yolculuğudur. “İstediğim insan olma yolunda” olmak, bir varış noktasına ulaşmaktan çok, yürüdüğümüz yolun kendisidir. Ve bu yol, göründüğü kadar düz ve aydınlık değildir; inişleri çıkışları, kaygan taşları, derin tümsekleri ve bizi bekleyen karanlık virajları vardır. Gerçek yolculuk, popüler söylemlerin dayattığı bu “kusursuz insan” illüzyonundan sıyrılmakla başlar. Çünkü sahte bir hedefe yürümek, insanı kendi gerçekliğinden
Edebiyat
İstediğim İnsan Olma YolundaEsra Oras · Timaş Yayınları · 202620 okunma
Reklam
Veba: Kötülüğün Karşısında İnsan Kalabilmek
8/10
·304 syf.··
2026 32. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 19:48
Albert Camus'nün Veba romanı ilk bakışta bir salgın hikâyesi gibi görünür. Oysa romanın asıl konusu hastalık değil, insanın kötülük karşısındaki tutumudur. Camus, Oran kentini veba mikrobu ile kuşatırken aslında insanlık tarihini kuşatan daha büyük bir sorunun peşindedir. İnsan, yenemeyeceğini bildiği bir kötülüğe karşı neden mücadele eder? Romanın gücü de zayıflığı da bu sorunun etrafında şekillenir. Camus'nün dünyasında kötülük istisnai bir durum değildir. Veba yalnızca bir hastalık değildir. Savaş, baskı, fanatizm, ideolojik körlük ve insanın insana uyguladığı her türlü tahakkümün simgesidir. Romanın sonunda doktor Rieux'nün söylediği gibi, veba mikrobu hiçbir zaman tamamen ölmez. Bu düşünce yalnızca biyolojik bir gerçeği değil, insanlık durumunu anlatır. Kötülük her zaman geri dönebilir. Bu noktada Camus'nün çağdaşlarından ayrıldığı görülür. O, tarihi nihai bir kurtuluşa doğru ilerleyen bir süreç olarak görmez. Ne dinî kurtuluş vaadine ne de siyasi ütopyalara güvenir. Çünkü ona göre insanlık tarihi, iyiliğin kesin zaferlerinden çok, kötülüğün tekrar tekrar farklı biçimlerde ortaya çıkışlarının tarihidir. Ancak Camus'nün karamsarlığı umutsuzluğa dönüşmez. Veba'nın merkezindeki asıl fikir, kötülüğün varlığı değil, ona rağmen insan kalabilme çabasıdır. Doktor Rieux'nün kahramanlığı burada ortaya çıkar. O ne bir azizdir ne de bir devrimci. Dünyayı kurtaracağını düşünmez. Sadece ölen insanların yanında durur. Camus'nün ahlakı tam da burada şekillenir. İnsanlık, büyük ideallerden önce başkalarının acısını azaltma sorumluluğudur. Bu yaklaşım günümüzde de son derece değerlidir. Çünkü modern insan çoğu zaman büyük davaların peşinde koşarken somut insanı unutabilmektedir. Adalet adına baskı, özgürlük adına şiddet veya kutsal değerler adına dışlama üretebilmektedir.
VebaAlbert Camus · Can Yayınları · 202424,6bin okunma
Puan vermedi·152 syf.··
2026 46. kitabı
Hikaye, ünlü ve huysuz bir bilim insanı olan Sir Claud Amory’nin malikanesinde başlıyor. Sir Claud, savunma sanayisi için çığır açacak gizli bir atomik formül geliştirmiştir. Ancak evdeki yakın akrabalarından ve misafirlerinden birinin bu formülü çaldığını fark eder.Durumu çözmesi için dahi dedektifimiz Hercule Poirot'yu acilen malikaneye çağırır. Poirot yola çıkar ancak o eve varmadan hemen önce Sir Claud, salondaki herkesi bir araya toplayıp ışıkları kapattırır. Amacı, hırsıza formülü çaktırmadan masaya bırakması için bir şans vermektir. Işıklar tekrar açıldığında formül kutusu masadadır ama boştur. Daha da kötüsü, Sir Claud önündeki acı kahveyi içerek herkesin gözü önünde zehirlenmiş ve hayatını kaybetmiştir. Poirot eve ayak bastığında bir hırsızlık vakası beklerken, dumanı tüten bir cinayet davasının tam ortasına düşer. Kitabı okurken kendinizi bir romanın içinde değil, adeta bir tiyatro salonunda sahneyi izliyor gibi hissediyorsunuz. Mekan neredeyse hiç değişmiyor; olay tamamen kütüphane odasında ve salonda geçiyor. Karakterlerin giriş çıkışları, hizmetçinin kahve getiriş anı bile sahne sahne gözünüzün önüne geliyor. Tıpkı kahvenin dibine çöken telveler gibi, evdeki herkesin sakladığı ve yüzeye çıkmasından korktuğu karanlık bir sırrı var. "Kimin eli daha çok titredi, kim kahveyi neden geç içti?" diye düşünmekten kendinizi alamıyorsunuz. Christie, insan ilişkilerindeki hırsı ve kıskançlığı harika işlemiş. Sayfa sayısı oldukça az ve temposu hiç düşmüyor. Eğer ağır kitaplardan yorulduysanız ve hafta sonu kahvenizi yudumlarken bir çırpıda bitireceğiniz bir gizem arıyorsanız, biçilmiş kaftan. Dikkatli bir polisiye okuruysanız, ipuçlarını takip ederek katili tahmin etmeniz çok da zor olmuyor.
Acı KahveAgatha Christie · Altın Kitaplar · 202511,5bin okunma
5/10
·152 syf.··
2026 11. kitabı
Agatha Christie’den On Kişiydiler ve Doğu Ekspresinde Cinayet romanlarını okumuş birisi olarak bu romanı pek beğenemediğimi belirmeliyim. Kitap bir çırpıda bitti ne oldu ne bitti anlamadan, bunun sebebinin kurgunun çok basit olduğuna bağlıyorum. Agatha Christie’ye çok yakıştıramadığım bir roman oldu şahsen. Çünkü okuduğum diğer romanlar bu kitapdan 10 gömlek üstün nitelikte. Konusu ise: Bir bilim adamımız var ve yeni bir buluş ortaya cıkarmak üzere bir formül buluyor. Bu buluş dünyayı değiştirecek nitelikte atomlarla ilgili birşey. Devamında bizim dedektifimize bir telefon açıyor ve kendisinin hayatının tehlikede olduğunu, ailesinin onu öldürmek istediğini söylüyor bunun neticesinde de dedektifimizi oraya davet ediyor. Dedektif tam oraya gittiği esnada ise ölüm anı gerçekleşiyor ve bilim adamı ölmüş oluyor. Bu kısımlardan sonrasında cinayetin çözüm aşamalarını yavaş yavaş ilerletme görevi dedektifimizde oluyor. Ben sonunu tahmin etmedim zaten pek ipucu yoktu açıkçası -yine de birkaç tane vardı- yazarımız bayağı hedef şaşırtmaya oynamış. Dediğim gibi Agatha Christie’e yakıştıramadığım bir kitap oldu beklentiniz çok yüksek başlamayın. Hiç Agatha Christie okumadıysanızda muhakkak Doğu Ekspresinde Cinayet’i okuyun, şiddetle tavsiye ederim.
Acı KahveAgatha Christie · Altın Kitaplar · 202511,5bin okunma
Zengin Baba Yoksul Baba /İnceleme/
Puan vermedi·400 syf.·
2026 110. kitabı
Eğer finans dünyasının o sıkıcı, bol grafikli ve terimlere boğulmuş kitaplarından sıkıldıysan, Zengin Baba Yoksul Baba tam anlamıyla bir soğuk duş etkisi yaratıyor. Robert Kiyosaki, aslında hepimizin içten içe hissettiği ama bir türlü adını koyamadığı o acı gerçeği yüzümüze vuruyor: "Okulda yıllarca dirsek çürütüyoruz ama bize parayı nasıl yöneteceğimizi tek bir gün bile öğretmiyorlar." Kitap, akademisyen olan öz babasının (yoksul baba) "garanti iş, maaşlı hayat" mottosuyla, arkadaşının girişimci babasının (zengin baba) "riski yönet, parayı kölen yap" felsefesini kapıştırıyor. Kiyosaki’nin "Aldığınız o lüks araba ya da oturduğunuz ev aslında bir varlık değil, cebinizden sürekli para emen birer yükümlülüktür" iddiası, insanın ezberini öyle bir bozuyor ki kitabı okurken durup mal varlığınızı (!) sorgulamaya başlıyorsunuz. Tabii ki yazarın her dediği kusursuz bir formül değil; bazı bölümlerde fazla Amerikan rüyası kokan, fazlasıyla basite indirgenmiş tavsiyeler yok değil. Ancak kitabın asıl gücü sunduğu teknik analizlerde değil, kafamızın içindeki o "maaş kölesi" yazılımını silip yerine bir "yatırımcı" işletim sistemi kurmasında saklı. Finansal özgürlük fikrini bir hayal olmaktan çıkarıp somut bir hedef haline getiren, bittikten sonra bile insanı kendi harcama alışkanlıklarıyla hesaplaşmaya zorlayan, tam anlamıyla zihin açıcı bir başucu eseri.
1000Kitap
Zengin Baba Yoksul BabaRobert T. Kiyosaki · Alfa Yayınları · 20259,2bin okunma
Reklam
Reklam