8/10
·256 syf.··
2014 55. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 11 Nisan 2014 00:00
Stefan Zweig’ın okuduğum ilk biyografisi, yere göğe sığmayacak bir beğenme yarattı benliğimde. Diğer üzücü durum, Zwieg’ın öykülerle bilinmesi, biyografilerin geri plana atılması, sindirilmesi zor bir hadise benim için; hele hele Joseph Fouche: Bir Politikacının Portresi’ni okuduysanız. Joseph Fouche, 31 Mayıs 1759’da, liman şehri Nantes’ta doğmuş. Tüccar ailesinden gelen bu soğuk benizli, tepesi kelleşmiş çıkarcı adam, manastırda yarı papaz olarak idame ettirir hayatını. Fransa’da devrim patlak verince, Jakobenler (radikalciler, cumhuriyet yanlıları) ve Jirondenler (ılımlılar, XVI. Louis’in, kralın giyotine gidişine engel olmak isteyenler) şeklinde ikiye ayrılırlar. Bundan sonrası, yaşamı boyunca iktidara gelebilmek için, Robespierre, Desmoulins, Danton, Collot, Lafayette ve Napoleon Bonaporte ve XVI. Louis’in kardeşi XVIII. Louis’de didişmeleri... Zweig, onun neredeyse ilişkilide bulunduğu tüm insanlara kazık attığı, iş çevirdiği ve alabileceğini alınca çöp sepetine atış tuttuğunu ileri sürüyor. Fransa’nın Michavelli’si diyebiliriz bir nevi. (Prens kitabının yarattığı iğrençlikleri unutmak mümkün değil.) Siyasi kariyer yapmış şahısların altını pisletmeden oturduğu koltuktan kalkacağının mümkünatının olmadığı da aşikar. Fouche, bu sebeple, Okunması gerekiyor. O’nun hayat hikayesini okurken, Fransız Devrimi ve Napoleon’un dünyaya politikalarıyla verdiği zararları, dünya tarihini anlamınızda şahane bir kaynak. Daha da ileride gidip, bu eserin üniversitelerde, Edebiyat Fakültelerinde “bir biyografi nasıl yazılmalı?” minvalinde okutulmasını öneriyorum. Okumadığınız taktirde çok şey kaybedeceğiniz çalışmalardan. Zehra Kurttekin’in çevirisi çok başarılı.
Joseph FouchéStefan Zweig · Can Yayınları · 2007883 okunma
9/10
·223 syf.··
2021 30. kitabı
·
190 günde okudu
·
Okunma: 07 Eylül 2021 00:00
Fransız Devrimi'nden Napolyon imparatorluğuna ve Bourbon restorasyonuna kadar her dönemde iktidarda kalmayı başaran polis şefi Joseph Fouché'nin, o korkunç oportünist zekasının biyografisidir. Zweig, bu "siyasi bukalemun" üzerinden, devlet aygıtının, bürokrasinin ve iktidar hırsının her türlü ahlaki ve devrimci ilkeyi nasıl yiyip bitirdiğini ustalıkla resmeder. Bir devrimi ve ideali savunmak yerine sadece devleti ve gücü elinde tutmaya tapan yozlaşmış bürokratın tarihsel anatomisidir. Devrimci siyasetin, ilkesizlik ve pragmatizm karşısında nasıl çürüdüğünü görmek için mükemmel bir karakter analizidir.
1000Kitap
FouchéStefan Zweig · Can Yayınları · 2006883 okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Zamanın Raydan Çıktığı Bir Roman
8/10
·184 syf.··
2026 5. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 27 Ocak 2026 16:38
2026’nın ilk romanı Nazlı Eray’dan: "Arzu Sapağı’nda İnecek Var." Türk edebiyatındaki büyülü gerçekçilik damarının güçlü temsilcilerinden, fantastik romana 1980’lerden beri yön veren Eray’la tanışma kitabım. Romanı biraz önce başım dönerek bitirdim. Sebeplerini konuşalım. 1989 Ankara’sında, Gelincik Sokak’ta bir ev. Ev sahibi Nazlı Eray. Bir dergide “Düşsel Söyleşiler” yapan Eray’ın o akşamki misafirlerinden biri dönemin başbakanı Turgut Özal’ın eşi Semra Özal. Ötekisi ise Fransız Devrimi sırasında giyotinle öldürülen Fransa Kraliçesi Marie Antoinette! “Ekmek bulamazlarsa pasta yesinler!” sözünü söylediği iddia edilen meşhur kraliçe! Romanın giriş sahnesi, özellikle Fransız Kraliçesi’nin başta televizyon olmak üzere devrinde bulunmayan teknolojik aletlere şaşırmasıyla açılır. Semra Özal’ın, eşi Turgut Bey’le telefonda görüşmesini aklı almaz. Yazar, bu ilk bölümden itibaren zaman algısını altüst eder. Günümüzle geçmişi, hayalle hakikati harman eder; hepsini bir hevenk hâlinde okuruna sunar. Eray’ı okudukça onun çılgın hayal dünyasının da şahidi oluruz. Nazlı Eray, romanın daha ilk bölümünde farklı tarihî zamanlarda yaşamış kişileri bir araya getirerek okurunu şaşırtmayı ve eğlendirmeyi başarır. Çok geçmeden Fransız Devrimi’nin önde gelen isimlerinden Fouché, Robespierre ve Danton da sahne alır. Nazlı ile eski militan arkadaşı Mehmet, 18. yüzyıldan fırlayıp gelen Kraliçe’yi gezdirmek için Ankara Hilton’un dans salonuna götürürler. Ertesi günkü bir davette Nazlı’nın arkadaşı Hilmi’nin evinde piyano çalan bu kez Mozart’tır. Şaşırma sırası Nazlı’dadır. Düşsel Söyleşiler için hayal dünyasının genişliğini kendisinden başka bir kişide —Hilmi’de— de görmek onu çok sevindirir. Mozart’ın Nazlı’ya kur yapması ve onu öpmesiyle sahne bir anda değişir; kendilerini Fransız
Edebiyat
Arzu Sapağında İnecek VarNazlı Eray · Everest Yayınları · 2019144 okunma
METİNLERARASI YOLCULUK: KOKU’DA İRONİ, MİT VE GERÇEKLİK
10/10
·264 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 20 Ocak 2026 10:57
UYARI: Kitapla ilgili ipuçları içermektedir. Edebiyat dünyasının en gizemli yazarlarından olan Süskind, Türkçeye “Koku” olarak çevrilen Das Parfum adlı romanını 1985 yılında yayımlamıştır. Roman, yayımlandıktan kısa bir süre sonra Almanya sınırlarını aşarak dünya edebiyatının en çok okunan modern klasiklerinden biri hâline gelmiştir. Romanının bu büyük başarısının ardından gelen tüm ödülleri reddeden Süskind, bir gazetenin sunduğu 5.000 dolarlık "En İyi İlk Roman" ödülünü de kabul etmez. Kamuoyu önüne çıkmaktan hoşlanmayan, şimdiye kadar sadece bir röportaj veren, küçük bir kasabada münzevi bir hayat sürmeyi tercih eden Süskind’in bu büyük romanı neden bu kadar okunmuştur? Yazarın bu büyük başarısının sırrı nedir? Gelin bunu birlikte değerlendirelim. Roman, başkahramanın okura sunulmasıyla başlar. Anlatıcı, başkahraman olan Jean Baptiste Grenouille’u kendi alanlarında sınırları zorlayan dev isimlerle —cinselliğin karanlığındaki Sade, ideolojinin keskin kılıcı Saint-Just, siyasi dehanın gölgesi Fouché ve mutlak gücün simgesi Bonaparte ile— aynı teraziye koyar. Grenouille’ın bunlardan tek farkı, unutulmuş olmasıdır. Unutulmasının nedeni ise onun eşsiz dehasının ve dizginlenemez hırsının, ardında hiçbir somut iz bırakmayan, uçucu bir evrende, yani kokular dünyasında vuku bulmuş olmasıdır. Süskind, Grenouille’u bir dâhi olarak sunduktan hemen sonra 18. yüzyıl Paris’ine yönelir. Grenouille, 17 Temmuz 1738’de Paris'in "en kokuşmuş" noktasında, bir balık tezgâhının altında doğar. O, hayatın bittiği yerdeki (ölü balıklar, atıklar) kokuların içinden çıkar. Grenouille, annesi için “sahici bir çocuk” değildir. Bu yüzden de balık tezgâhında dünyaya getirdiği bebeği “bir sinek bulutunun altında; balık kafalarının, organlarının arasında” bırakıp gider. Grenouille’un hayata
Edebiyat
KokuPatrick Süskind · Can Yayınları · 201927,3bin okunma
8/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2025 6. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 01 Aralık 2025 09:20
Öncelikle ahlaki değerlerler bütünü düşünüldüğünde negatif tarafta yer alan birinin hayatının anlatıldığı bir biyografi roman olması kitabı başlı başına ilginç hale getiriyor. Siyasetle ilgilenen ya da ilgilenmeyi düşünen herkesçe okunmalı diye düşünüyorum. Fransız ihtilali ve ihtilal sonraki dönemle ilgilenenler için biraz sığ görünebilir ancak dönemin genel ortamını da çok iyi yansıtan bir kitap. Yazar anlatımda gayet duru ve net bir dil seçmiş. Betimlemelerden çok karakter özelliklerini vurgulayarak ana karakter fouche başta olmak üzere bazı ikincil karakterlerin de iç dünyalarına sıkça yer veriyor yazar. Sadece tarihten bir karakter hortlaması değil günümüzde hayatınızda da karşılaşabileceğiniz bir karakter fouche. Fouchelere dikkat.
Joseph FouchéStefan Zweig · Can Yayınları · 2022883 okunma
9/10
·256 syf.··
2025 69. kitabı
·
57 günde okudu
·
Okunma: 03 Kasım 2025 22:04
Zweig, Joseph Fouché’de tarihin en tehlikeli politik figürlerinden birini neredeyse cerrahi bir soğukkanlılıkla disseke eder. Bu eser, bir biyografiden çok, ahlaki bir yargılamadır. Zweig, Fouché’yi bir insan değil, “soğuk zekânın vicdansız biçimi” olarak anlatır. Onun gözünde Fouché, sadakat ya da inançtan yoksun, yalnızca hayatta kalmak ve yükselmek için şekil değiştiren bir siyasi bukalemundur. Devrimci, kralcı, Napolyoncu ve sonra yine kralcı… Zweig’in kaleminde bu dönüşümler, zekânın zaferi değil, ruhun çürümesidir. Yazar, Fouché’nin kurnazlığını hayranlıkla değil, tiksintiyle analiz eder; çünkü Fouché, insan zekâsının etikle bağını kopardığında nelere dönüşebileceğini kanıtlar. Zweig’in dili keskin, ironik ve psikolojik derinlikle doludur. O, Fouché’yi anlamaya çalışırken aslında gücün karanlık yüzünü, politik aklın vicdanla çatışmasını anlatır. Sonuçta eser, sadece bir tarih portresi değil, ahlakın sessizce öldüğü anların felsefi bir incelemesidir.
Joseph FouchéStefan Zweig · Can Yayınları · 2007883 okunma