Zweig, Joseph Fouché’de tarihin en tehlikeli politik figürlerinden birini neredeyse cerrahi bir soğukkanlılıkla disseke eder. Bu eser, bir biyografiden çok, ahlaki bir yargılamadır. Zweig, Fouché’yi bir insan değil, “soğuk zekânın vicdansız biçimi” olarak anlatır. Onun gözünde Fouché, sadakat ya da inançtan yoksun, yalnızca hayatta kalmak ve yükselmek için şekil değiştiren bir siyasi bukalemundur.
Devrimci, kralcı, Napolyoncu ve sonra yine kralcı… Zweig’in kaleminde bu dönüşümler, zekânın zaferi değil, ruhun çürümesidir. Yazar, Fouché’nin kurnazlığını hayranlıkla değil, tiksintiyle analiz eder; çünkü Fouché, insan zekâsının etikle bağını kopardığında nelere dönüşebileceğini kanıtlar.
Zweig’in dili keskin, ironik ve psikolojik derinlikle doludur. O, Fouché’yi anlamaya çalışırken aslında gücün karanlık yüzünü, politik aklın vicdanla çatışmasını anlatır. Sonuçta eser, sadece bir tarih portresi değil, ahlakın sessizce öldüğü anların felsefi bir incelemesidir.