Bohemian Rhapsody

"Başkaldırıyorum öyleyse varım"
Puan vermedi·136 syf.··
2022 5. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 25 Nisan 2022 09:51
Albert Camus, 1957 Yılında Edebiyat alanında Nobel ödülü kazanmıştır. Felsefe ve Edebiyatın organik bağlarından faydalanan Camus, Fransızcada “absürde” Türkçede ise “uyumsuz” olarak dilimize geçen kendi felsefesini, yazmış olduğu eserlerle okuyucularla buluşturmayı amaçlamıştır. Bu bağlamda, Camus’un yazdığı Caligula (1938), Sisifos Söyleni (1942) ve Başkaldırı (1951) eserleri uyumsuz felsefesinin vücut bulmuş hali olarak karşımıza çıkmaktadır. Camus’un felsefesini ele almadan önce Camus'un içinde yaşadığı dönemin incelenmesi onun anlatmak istediklerinin daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır. Buna göre, 21.yüzyılın ilk yarısında insanlığın deneyimlediği savaşlar, ekonomik krizler, soykırımlar, açlık sorunları, hastalıklar, nükleer bombaların yıkıcı etkisi, bireyin yalnızlaşması, insan hayatının önemsizleşmesi ve bu gibi sorunlar neticesinde deneyimlenen huzursuzluk, mutsuzluk ve hayatın anlamsızlaşması; insanoğlunun kendi varoluş amacını sorgulamasına neden olmuştur. Birçok filozof gibi Camus da karşı karşıya kalınan varoluşsal kriz problemine yanıt aramaya çalışmış ve ulaştığı sonuçları kimi zaman bir roman kimi zamansa bir oyun ile bizlere aktarmaya çalışmıştır. Camus’a göre, modern insan varoluşsal bir krizle karşı karşıyadır. Bu krizin aşılması içinse hayata dair umut ve anlam arayışı içinde olan insanoğlunun içinde bulunduğu durumu çözümleyebilmesi adına yaşamın içerisindeki en büyük gerçeklikle yani ölüm düşüncesiyle (uyumsuz) karşı karşıya gelmesi gerekmektedir. Camus’un felsefesinde yaşam anlamsızdır çünkü isteklerimiz ve içinde bulunduğumuz dünyamız farklı bir anlayışla hareket etmektedir. Ölüm gerçeğiyle karşılaştığımız durumlar sonrasında her ne kadar ölümsüzlüğü istesek de evrenin kanunu böyle çalışmamaktadır. Saçma bir düzen içerisinde varlığını sürdüren
Edebiyat
CaligulaAlbert Camus · Can Yayınları · 20181,449 okunma
Reklam
Anlamsızlığın Anlamlılığı.
Puan vermedi·160 syf.··
2022 4. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 14 Nisan 2022 12:26
1940’lı yılların hemen başında Almanya’nın Fransa’yı işgal etmesiyle başlayan süreçte hayatın anlamını ve intihar eylemini sorgulayan Camus, intihara neden olan şeylerin anlamsızlığını anlamlandırmaya çalışmış ve bu anlamlandırma arayışının sonuçlarını orijinal adı “Le Mythe de Sisyphe” olan ama dilimize “Sisifos Söyleni” olarak çevrilen eseriyle bizlere aktarmıştır. Sisifos Söyleninde Albert Camus, kitabına şöyle başlar: “Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır, intihar.” ve kitabın devamında, hayatın içerisindeki sorunlar arasında en önemlisi olarak gördüğü intihar sorununa çözümler üretmeye çalışır. Ona göre hayatın içerisinde çözülmesi gereken birçok sorun vardır ama bu sorunların öncelik sıralaması sorunun bıraktığı etkiyle paralel olmalıdır. Örneğin, evrenin işleyişi insanoğlu tarafından öğrenilmek istenen ve araştırılan bir konudur. Fakat bu konunun sonuçları bırakmış olduğu etki itibariyle değersizdir çünkü hiçbir konu intiharın bıraktığı etkiyi bırakmamaktadır. Sisifos Söyleninde intihar sorununa getirilebilecek en önemli çözüm, yaşadığımız hayatın anlamsızlığından bir anlam çıkartılmasıdır. Anlam arayışı ve intihar arasındaki ilişki ise Camus tarafından şöyle açıklanmaktadır: “Yaşamın yaşanmaya değmediği düşüncesine vardıkları için ölen nice insanlar görüyorum, çelişkin bir biçimde, kendileri için bir yaşama nedeni olan düşünceler ya da düşler uğrunda ölüme giden başka insanlar görüyorum. Böylece de ivedilikle yanıtlanması gereken sorunun yaşamın anlamı olduğu yargısına varıyorum.” Hayatın anlamsızlığının aslında yaşamak için bir anlam olduğunun altını çizen Camus, Antik Yunan mitolojisinde anlatılagelen Sisifos’un mücadelesinin anlamsızlığının içerisindeki anlamlılıktan yola çıkarak bizlerin hayata farklı bir pencereden bakmamızı istemektedir.
Edebiyat
Sisifos SöyleniAlbert Camus · Can Yayınları · 201511,3bin okunma
Puan vermedi·496 syf.··
2022 2. kitabı
·
25 günde okudu
·
Okunma: 17 Şubat 2022 22:50
İtalyan yazar bu eserinde birçok farklı kesimden alınan birbirinden farklı bilgi, düşünce ve felsefeyi tek bir kitapta toplamış ve biz okurlara sunmuş. Bana kalırsa bu kitabı alıp incelemek gerekir yani kitap 500 sayfa bugün 50 sayfa okuyayım ve toplamda 10 günde bitireyim tarzında bir kitap değil bu. Çünkü bu kitapta yer alan her bir satırı anlayabilmek için belli bir bilgi birikimine sahip olunması veya okurken her bölümde araştırma yapılması gerekiyor. Buna rağmen anlayabildiğim kısımlar açısından güzel bir kitaptı, Genel kültür açısından kıymetli okurseverlere tavsiye ederim
Edebiyat
GogGiovanni Papini · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20192,411 okunma
Puan vermedi·232 syf.··
2021 14. kitabı
·
34 saatte okudu
·
Okunma: 28 Kasım 2021 01:50
Dino Buzzati tarafından yazılan ve orjinal adı “Il deserto dei Tartari” olan ve dilimize “Tatar Çölü” olarak çevrilen bu roman 1940 yılında yayımlanmıştır. Tatar Çölü, Franz Kafka’nın “Kale” adlı eseriyle bazı benzerlikler taşımaktadır ve bazı eleştirmenler tarafından yapılan değerlendirmelere göre Kafka’nın “Kale”sine atıflar bulunmaktadır. Örneğin, Tatar Çölünde yer alan olay örgüsünün “Bastiani Kalesi” içerisinde geçmesi bu atıflardan biri olarak değerlendirilmektedir. Bununla beraber, Tatar Çölünde yer alan karakterler ve semboller; yazarın okuyucuya iletmek istediği mesajların aktarılması açısından ustalıkla sunulmuştur. Bu kitabı okuyan kişiler kitap içerisinde birden fazla temayla karşı karşıya gelmektedir. Bu temalardan en önemlisi “yaşamdaki varoluş amacının sorgulanmasıdır.” Karakterimiz Drogo sürekli olarak bir konuyla ilgili umut etmekte ve bu umudu sebebiyle zamanını boşa geçirmektedir. Hayat akıp gitmekte fakat Drogo geçen zamanın farkına varamamaktadır. Arkadaşları veya komutanları tarafından Drogo’ya verilen bazı mesajlarda “Önünde daha çok zaman var, isteklerini ilerleyen zamanlarda gerçekleştirebilirsin.” şeklinde ifadeler yer almıştır. Fakat ironik olan durum şu dur ki bu telkinde bulunan arkadaşları da ömürlerini boşuna bir umut uğruna harcamışlardır. Bazı arkadaşları ise geçen zamanla ilgili Drogo’ya bazı uyarılarda bulunmuşlardır. Örneğin kitabın bir bölümünde şu ifadeler yer almaktadır: “Ben de, geçmişe dönebilseydim, sizin gibi yapardım…. Ama yine de sonuç olarak, yazık. & Yirmi iki ay, hiçbir yenilik getirmeksizin geçip gitmişti. Halbuki yirmi aiki ay uzundur, birçok şey olabilir; Yirmi iki ay yeni ailelelrin kurulması, çocukların doğması hatta konuşmaya başlaması, otların olduğu yerde kocaman bir evin yükselmesi…” Bu ifadelerden de
Edebiyat
Tatar ÇölüDino Buzzati · İletişim Yayınevi · 201819,8bin okunma
Puan vermedi·240 syf.··
2021 13. kitabı
·
11 saatte okudu
·
Okunma: 09 Mayıs 2021 12:52
Zümrüt Ayna kitabı aslında Celal Şengör'e tahsis edilen bir köşe'de yazılan yazıların biraraya gelmesinden oluşan bir kitap. Kitap, antik yunan döneminden günümüze kadarki süreç içerisinde yer alan içerisinde birçok olaydan, kişi veya kişilerden bahsediyor. Kitapta kronolojik bir sıra yok yani 5.sayfada Barış Manço ile ilgili bir yazı okurken 7.sayfada Mehmed Fuat Köprülü ile ilgili yazıları görebilirsiniz. Kitapların veya yazılan herhangi bir şeyin o eseri üretme yetisini gösteren kişi/lerin dünya görüşlerinden bağımsız olmadığına inanırım ve bu eserde de bahsetmiş olduğum yazarın dünya görüşlerini bu eserde görebilmekteyiz. Kitap içerisinde, bir taraftan Celal Şengör'ün bilime, eleştirel düşünmeye ve sorgulamaya verdiği önemi görürken diğer taraftan da başörtüsü meselesi, din konusundaki eleştirilerini görmekteyiz. Fikri olarak bana bazı yön gösteren tarafları olsa da yer yer eleştirdiğim taraflar da olmuştur. Daha önce de bahsettiğim eleştirel düşünme, sorgulama ve üniversitelerin yapısı gibi konularda bana bazı şeyler katsa da başörtüsü ve dine yaklaşımındaki acımasız eleştirisini ise yer yer eleştirdiğim zamanlar da olmuştur.
Siyaset
Zümrüt AynaCelâl Şengör · Ka Kitap · 2013375 okunma
Reklam