O gece sevginin karşılıklı oturup birbirinin yüzüne bakmak olmadığını, bilakis yan yana oturup aynı noktada ortak bir hedefe bakmak olduğunu anlamıştım.
Dönüm noktaları vardır insanların hayatlarında, karakteri şekillendiren, hayatı değiştiren önemli dönüm noktaları. Bazen okuduğumuz bir kitaptır, bazen bir insanla karşılaşmamızdır bazen de küçük bir sohbettir bu dönüm noktaları.
İyilik ve kötülük içimizde, birbirlerine girmiş haldedir. Küçük bir kıvılcım yanar, iyilik çıkar öne, başka bir kıvılcım yanar ve bu sefer öne çıkma sırası kötülüktedir. Kıvılcımlar ve dönüm noktaları ise birbirine giren, ayrılmaz kavramlardır.
Kitaptaki başkarakterimizin öyküsü de buna benzerdir. Kendisinin bir portresini yaptırır, bir insanla tanışır ve bir kıvılcım yanar içinde. Bu kıvılcım yalnızca kötülüğü değil de bir laneti uyandırır sanki. Hayatı değişmiş, şekillenmiş ve kaderi çizilmiştir o anda. Farkına varılması güç olan lanetin cazibesinden kendini alıkoyamaz ister istemez.
Dünya klasiklerini ardı ardına okuduğum dönemlerde bu kitabın nasıl gözümden kaçtığını anlayamıyorum. Okumak için geç kalmış gibi hissettim sayfaları aşıp bazı cümlelerin altını çizerken. Roman üç ana karakter üzerine kurgulanmış. Her karakter farklı anlamlar taşımakta. Her karakter farklı mesajlar vermekte. Yazar da üç karaktere kendinden bir şeyler kattığını ifade etmiş. Romanın yazı dilini, akıcılığını ve ilgi çekici içeriğini beğendim.