“Kimi zaman bir şeyler hatırlar gibi oluyorum,” diyor kendi kendine usulca , “ve bazen de çok önemli bir şeyi unutmuşum gibi. Sanki bütün bunlar geçmişte yaşanmış gibi. Ama ne zaman? Bilmiyorum. Ne tuhaf.”
“Keşke en baştan başlayabilseydim! Her şeyi farklı yapardım. Hayata ve bana sunduklarına böyle başkaldırmazdım. Şimdi anlıyorum ki, hayatı fethetmeden önce ona boyun eğmelisin. Elime birçok şans geçti ve işler lehime döndü. Ama şimdi geriye hiçbir şey kalmadı.”
Herkes zaman zaman şimdiki aklım olsaydı diye düşünür. Uspenski’de romanını bu düşünce ile açıyor. Sevgilisini geri dönülemez bir şekilde kaybettiğini hisseden Osokin’in her şeyi farklı yapardım düşüncesiyle başlayan roman büyücü bir dostunun yardımıyla geçmişe dönmesiyle başlıyor. Sonuçlarının beklediği gibi olmadığını söylemeye gerek yok. Osokin de unutmanın cazibesine kapılmaktan kendini alamıyor. Daha önce sonsuz dönüş düşüncesi ile ilgili bir okuma yapmadığım için Kate Atkinson ’ın Hayat, Sil Baştan ’ı benzeri farklı kararların hayatın gidişatını değiştirdiği bir roman okuyacağımı düşünmüştüm. Bu açıdan beklentilerimden farklı bir deneyim oldu. Yine de kitap her insanın aklını meşgul eden bir konuya farklı bir açıdan bakmayı sağlıyor. Yazıldığı dönem de göz önüne alınınca yer yer okuru sıkan kısımları göz ardı edilebilir. Tekrar okuyacağımı düşünmüyorum ama vakit ayırdığım için pişman değilim.
“İnsanları canavar olarak görenler, o canavarlar tarafından izlendiklerinin farkına varmazlar. Kendilerinden aşağı olduğuna karar verdikleri kişiler tarafından izlendikleri gerçeğine karşı duyarsızlaşırlar.”
İthaki’nin uzakdoğu modern serisi Aoko Matsuda’nın ödüllü kitabı Vahşi Kadınlar ile devam ediyor. Kitaptaki hikayeler geleneksel Japon tiyatro eserleri olan kabuki ve rakugo eserlerindeki yokai (hayalet) öykülerinden esinlenilerek yazılmış. Feminist bakış açısıyla yeniden kurgulanan hikayelerin başında ilham alınan hikaye hakkında kısa bir özet kısmı da mevcut. Bu kısımlar incelendiğinde kadınların bu eski hikayelerdeki temsil ediliş şekilleri üzerinde durulduğunu görüyoruz. Yazar bu konuya bir röportajında değinirken bu hikayelerden çocukken ne kadar hoşlansa da bunların aynı zamanda toplumda kadın düşmanlığının içselleştirmesine sebep olduğunu düşündüğünü belirtiyor. Hikayelerin çoğu da bunlara yanıt niteliğinde zaten. Bunların yanında kadınların iş hayatında, ebeveynlikte ya da sadece bekar bir kadın olarak karşılaştığı sorunları farklı açılardan ele alıyor. Edebiyatta yeniden yorumlama (retelling) fazla ilgimi çekmese de mitolojik eserlerin yeniden yazılması yerine bu kitaptaki gibi güncel sorunları işleyen hikayelerde kullanılması hoşuma gitti. Ayrıca fantastik edebiyatın toplumsal sorunları işlemek konusunda önünün ne kadar açık olduğunu bir kez daha görmüş oldum. Hikayelerin hepsi aynı ayarda olmasa da farklı bir eser okumak isterseniz şans verebilirsiniz.