Kün. Yazarla ilk tanışma kitabım. Fazla duygusal birisi olarak ağır bir kitabı okuduğumun farkındaydım ama beni bu kadar etkileyeceğini hiç düşünmemiştim. Kitap beni mahvetti. Ağlamaktan içim çıktı desem yeridir.
Ben tüm karakterleri o kadar çok sevdim ki... Kitabı okurken bazı yerlerde çok gülmüştüm. Keşke sonunda da gülebilseydim. Kitaba bir özet çıkaramam. Bazı kitaplar vardır, anlatılmaz. Benim için bu kitapta onlardan birisi oldu. Yazar, okuduğum ilk kitabıyla kalbime minik bir taht kurdu.
Mistik ve spritüel bir kitap. Ölüler, diriler... Bu kitapta ölüler dirilere, diriler ölülere karışıyor. Kitaptaki ruhani ışığı okurken sık sık hissediyorsunuz, tüyleriniz diken diken oluyor.
Yazar sembolik anlatıma sık sık başvurmuş. Özellikle rüyaların çoğunda semboller var. Rüyalar mı yoksa uyarılar mı? Peki, bir insan ya uyarıyı yanlış anlarsa? Rüyasını anlamaz ya da anladığını sanırsa ne olur?
Bu kitapta insanların nasıl kötü olabileceğini, kötü kalplerin her hayrı şerre dönüştürebileceğini okuyoruz aslında. Ancak iyilerin de oralarda bir yerde olduğunu okuyoruz.
Kün. Hayatın içinden bir kitap. Aslında hep çevremizde olan kötü insanların nasıl maskeler kullandıklarını, insanların nelere 'kader' diyerek göz yumduklarını, ahlaki olarak çürümüşlüğün nelere sebebiyet verdiğini ve tüm bunların arasında iyi insanların, ahlaklı insanların, bozulmamış ruhların da hala var olduğunu okuyoruz...
Kitap oldukça ilginç. Yazarın kalemine ben bayıldım. Kitap Konya- Ankara arasında geçiyor. Eski zamanlar... Eski insanlar...
Ömer, Muzaffer Hoca, Hüdai Ağa, Gülsüm, Menderes, Aşut ve olmazsa olmazımız Çeto...
Çeto... Ömer... Bu ikili benim için bambaşka oldu. Tüm bu insanların bir şekilde yollarının Ömer sayesinde kesişmesi ve Ömer'in gitmesi gereken yere sonunda gitmesi... Ömer...