bütün bu sözler, öyküler, felsefeler, semboller ve sözler, sadece bir kelimeyi söylememek içindir, sadece o kelimeyi söylememek için bu kadar konuşuyoruz. eğer o kelimeyi söyleyebilseydik bütün bu öykülere ve efsanelere gerek yoktu, onu söyler ve susardık, başka bir şeyi konuşmaya gerek kalmazdı, cenneti ve cehennemi bu kadar konuşanlar, onu görmedikleri için konuşuyorlar, eğer görselerdi konuşmazlardı, dururlardı, sessiz seyrederlerdi. eğer dingin çehrelerimizin arkasındaki gizli cehennemi görebilseydik, eğer kalbimizde açılan cenneti birbirimize gösterebilseydik, bunca felsefeye, hikayeye ve sembole ne gerek vardı? evet, bütün bu sözler o bir tek sözün korkusundandır, bütün bu sözler bir tek o sözü söylememektendir. eğer onu söyleyebilseydik...
kimsesiz olmak, yolculuk aşığı insanın yoldaşının olmaması, aşık bir insanın güzelliği bulamaması, güzel olan birinin aşkı aramaması, yarım kalması, yarım yaşaması, bekleyişsiz kalması, çalgıcısı olmayan bir çalgı veya çalgısı olmayan bir çalgıcı olmaktır. yazmayan bir kalem, okunmayan bir yazı ölü sayılır; hiç kimse için olmamak ve yaşamak için kimsesi olmamaktır. imansız kalmak, havada, yokluğun ortasında, boşlukta asılı durmaktır; bağsız ve bağlantısız, avare olmak, hedefsiz kalmaktır.
Sevdiğiniz çiçek milyonlarca yıldızdan yalnız birinde bile bulunsa yıldızlara bakmak mutluluğumuz için yeterlidir. "Çiçeğim işte şunlardan birinde." deriz kendi kendimize.
Kavgam ve Nutuk da okuyun, Bediüzzaman Said Nursî de okuyun. Ateizm ve evrim kitapları da okuyun, fıkıh ve teizm kitapları da okuyun...
Kitap dünyası bir gökkuşağı gibidir. Nasıl ki gökkuşağından bir renk çıkardığımızda gökkuşağının anlamı kalmıyorsa edebiyat dünyası da böyledir benim için.
İnsanları ötekileştirmememizin elzem olduğu bu dünyada kitaplar da en az insanlar kadar ırkçılığa uğramaması gereken değerlerimizdir.