Adam Phillips'i severim, onun dağınık fikirlerini de. Çok tanıdıktır benim için çünkü. Bu kitap öncesinde okuduğum üç kitabıyla birlikte bu kitap da istediğim tatmin duygusunu yeterli ölçüde verdi. İnsanın okuduğu kitaplardan, kendisi için "yol gösterici" olduğuna kanaat getirdiklerini bulabilmesi bence çok büyük bir şanstır. Sanırım pek nadir şanslı bir insan olarak bu konuda bütün haklarımı kullanıyorum. Benim ilk yol göstericim Platon'un Devlet kitabı olmuştu. İkincisi, Friedrich Nietzsche'nin İyinin ve Kötünün Ötesinde kitabı, üçüncüsü (bu çoğul tabii ki) Simone de Beauvoir'ın İkinci Cins serisi olmuştur. Nihayet uzun bir aradan sonra dördüncüsünü de bulmuş oldum. Böyle iyi kitapları tekrar tekrar okuyup kaçırdığım detayları fark ederken aslında kendimi sevdiğimi daha çok hissediyorum. Bu yüzden sevinçliyim ve sevincimin nedenini de açıklamak istedim.
Phillips bu kitabında evrensel lanetimiz olan modern dünyanın bizi soktuğu ve hapsettiği derin girdapta o daha iyi birisi olma arayışı, adeta yeni bir kimlik yaratma psikolojisi ile kişinin yaşamı içerisinde kaçınılmazı olan kendi değişiminin paradoksal etkileri arasındaki kritik ayrımları dağınık anlatımıyla ifade ediyor.
Kitabın en kilit noktası da, yani "beni okumalısın" dediği nokta: İhtiyacınızdan fazla özeleştiri soruları barındırması. Okura düşünce durakları vermiş, durup düşünürken, soruları cevaplamaya çalışırken klasik okur psikolojisinin ilk tepkisi olarak hak verebileceğin noktalara odaklanmaya çalıştıkça, en azından ben öyle yapıyorum arkadaşlar yargılamayın, zihnimin gerisinde zamanın tersine akışı ve tersine değerlendirmeler silsilesi yaşanıyor. Kendini eleştirmek mi? Evet, buyrun benim! Gerçi kendinden çok, bireyin evrensel değişim isteklerinin bir eleştirisi.
Bu kitapta değişim sadece kişisel bir