Fatma Karataş

"Ruhumuz duyularımızla duyularımız ruhumuzla şifa bulur."
Sayfa 209
Reklam
Dünyayı tanıdıkça hoşnutsuzluğum daha da artıyor;her geçen gün insan karakterinin tutarsızlığına ve akıllı,duygulu görünenlere bile güvenilmeyeceğine olan inancım güçleniyor.
Sayfa 141
O olduğu için seviyorlardı onu.Sürgünden dönmüş bir prens gibi hissediyordu,kendini içinde bulunduğu bu yumuşacık dost canlısı ortamda,yalnız kalbi filizlenip tomurcuklanıyordu.
Sayfa 417
Hayat size verilmiş en büyük armağandır. Değerini fark edemeseniz bile en azından hak etmeye çalışın. Etrafınıza bir bakın,insanların bu inanılmaz armağanı nasıl mahvettiklerini görün. Işığı görebilmeniz için mutlaka karanlıkta kalmanız gerekmez. Hayatı hak edin! Işığı görün!
Ama bu bir hayaldi artık.İnsan ömrünün yarısı böyle hayallerle,düşlerle geçiyordu işte.Belki bu ormanlar,bu güzel hayaller yüzünden hayat bu kadar tatlıydı. Tanabay,dağlara ve gökyüzüne bakarken,insanların hepsinin birden talihli,mutlu olamayacağını düşündü.Herkesin kaderi aynıydı.Karşısında ulu dağlar vardı:Bir yanı pırıl pırıl ,aydınlık ,bir yanı gölgeli.Aydınlık ve gölge nasıl yan yana ise,insanın kaderi de öyle,mutluluk ve acıyı beraber getiriyordu:Bir yanda kıvanç bir yanda kaygı.Hayat dediğin böyleydi işte...