Varsayalım ki yaşamdaki tüm emellerin gerçekleşmiş olsun; kurumlarda ve görüşlerde gerçekleşmesini umduğun tüm değişimler, tam da şuanda tümüyle gerçekleşsin. Bu senin için neşe ve mutluluk kaynağı olur muydu ? İçimdeki bastırılamaz öz-bilinç belirgin bir şekilde cevapladı, ''Hayır!''. O anda büyük hüsrana uğradım: Yaşamımı üzerine inşa etmiş olduğum tüm temel çökmüştü. Tüm mutluluğum daimi olarak bu amacın peşinden gidiş üzerine kurulmuştu. Amaç cazibesini yitirmişken artık araçlara nasıl ilgi gösterebilirdim ? Uğrunda yaşamak için hiçbir şeyim kalmamış gibiydi.
Bu kadar insan, hani tek bi tür, oturup tek bir gün susmuş mu birlikte?
Bi kerecik izlemiş mi güneşin doğuşunu, batışını?
Bi suyun akışını bile almış ezbere.
Ama ölümden ürkerek
kendini çoraklaşma karşısında
saf haliyle koruyan yaşam değil,
ölüme katlanarak
kendini onun içinde elde eden
yaşamdır, tinin yaşamı.
Tin, kendini
mutlak kopmuşlukta bulmakla
kazanır ancak
kendi hakikatini.