-Bir şeyin iyi olduğu kanıtlanabiliyorsa, kanıt gerektirmeksizin iyi olduğu kabul edilmiş bir şeye aracılık etmiş olmalıdır.
-Faydayı ya da En Yüksek Düzeyde Mutluluk İlkesini ahlakın temeli olarak kabul eden öğreti, eylemlerin mutluluğa katkıda bulunma eğiliminde olması ölçüsünde doğru olduklarını, mutluluğun tersini yaratma eğiliminde olduklarında ise yanlış olduklarını savunur.
-Bir hazzı diğerinden daha üstün kılan, iki hazdan, her ikisini de tecrübe etmiş kişilerin hepsinin, kendisinin seçtiği hazzın, herhangi bir hissi ya da ahlaki yükümlülükten uzak olmasıdır. *Yapılan seçim tüm baskılardan uzak ve özgür olmalı.*
-Zira mutlu bir domuz olmaktansa, mutsuz bir insan olmak yeğdir. Mutsuz bir Sokrates olmak da mutlu bir aptal olmaktan iyidir.
-Peki o halde, belirli bir hazzın, belirli bir acıya tatma pahasına elde edilmeye değer olup olmadığını belirleyen nedir ?
-Mutluluk diye bahsettikleri şey, hayat boyu mest olmak değil; az ve geçici acılardan oluşmuş bir varoluş içindeki anılardır ve tüm bu şeylerin temeli olarak yaşamdan bahşedebileceğinden fazlasını beklememektir.
-Fazlaca sükunette pek çokları çok az bir haz ile yetinebilir: fazlaca heyecanda ise pek çokları hatırı sayılır ölçüde acıya razı gelebilir.
**Fayda, her bireyin mutluluğu ya da çıkarını bütünün çıkarı ile mümkün olduğunca uyum içinde belirlemesi gerektiğini söyler.
* Zira ahlaki yükümlülüğün genel mutluluktan başka bir temeli olsun ya da olmasın, insanlar mutlu olmak isterler ve kendi uygulamaları ne kadar kusurlu olursa olsun, başkalarının kendi mutluluklarını yükselteceğini düşündükleri tüm davranışlarını arzular ve överler.*
Varsayalım ki yaşamdaki tüm emellerin gerçekleşmiş olsun; kurumlarda ve görüşlerde gerçekleşmesini umduğun tüm değişimler, tam da şuanda tümüyle gerçekleşsin. Bu senin için neşe ve mutluluk kaynağı olur muydu ? İçimdeki bastırılamaz öz-bilinç belirgin bir şekilde cevapladı, ''Hayır!''. O anda büyük hüsrana uğradım: Yaşamımı üzerine inşa etmiş olduğum tüm temel çökmüştü. Tüm mutluluğum daimi olarak bu amacın peşinden gidiş üzerine kurulmuştu. Amaç cazibesini yitirmişken artık araçlara nasıl ilgi gösterebilirdim ? Uğrunda yaşamak için hiçbir şeyim kalmamış gibiydi.
Ama ölümden ürkerek
kendini çoraklaşma karşısında
saf haliyle koruyan yaşam değil,
ölüme katlanarak
kendini onun içinde elde eden
yaşamdır, tinin yaşamı.
Tin, kendini
mutlak kopmuşlukta bulmakla
kazanır ancak
kendi hakikatini.
Karanlığa yağmur çiseliyordu usuldan.
Bu anda bütün köy uyuyordu; düşmanlıkların, kinlerin, sevgilerin, korkuların, yiğitliklerin üstünü kalın bir uyku örtmüştü. Düşler çarpışıyordu, düşler yaşıyordu şu anda.