7/10
·261 syf.··
Beğendi
·
2026 34. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 27 Mayıs 2026 00:16
"Mezar taşları hali vakti yerinde onların mezarlarını işaret eden birer eserdir. Fukara ölüsü için mezar taşı birkaç ay devam eden bir çıkıntı ve sonra çiğnenerek yola kaybolmuş düz bir topraktan başka bir şey değildir. Mezarlıklardaki o topraklar ki içine giren vücut ile bir çıkıntı oluşturur ve sonra vücut toprağın kemirici unsurları tarafından öğütüldükçe bu çıkıntı çökmeye başlar ve yaşayanların ayakları tarafından bu çöküntü, basıla basıla dümdüz olurdu." ​Mahalle kelimesi bizlerde genellikle çocukluğumuzda iz bırakan o eski mahallelerinin sıcaklığını, dayanışmasını ve sevecenliğini çağrıştırır. Ancak Salahaddin Enis, bu nostaljik illüzyonu ilk sayfalardan itibaren yıkmış. Onun sunduğu mahalle; Birinci Dünya Savaşı ve Mütareke döneminin getirdiği yoksulluğun, ahlaki çöküntünün, güvensizliğin ve hayatta kalma mücadelesinin vurduğu bir bataklığı tarif ediyor. Yazar, toplumun en alt tabakasındaki insanları adeta bir laboratuvardaki denekler gibi titizlikle incelemiş. Romanın merkezinde yer alan Rüştü, savaşta on sekiz yerinden yara almış, gazi olarak İstanbul’a dönmüş bir asker. Tek amacı, geride bıraktığı karısına ve hiç görmediği oğluna kavuşmak. Ancak döndüğünde Cihangir’deki evinin yandığını, ailesinin kaybolduğunu öğrenir. Aç ve açıkta kalan Rüştü, tesadüfen bir mahalleye bekçi olur. Roman, Rüştü’nün gece yarısı sokakları arşınlarken hem kendi ailesinin izini sürmesini hem de o evlerin kapalı kapıları ardındaki çürümeye şahitlik etmesini konu alıyor. Mahalle, savaştan fiziksel ve ruhsal olarak paramparça dönen bir adamın çaresizliğini anlatırken, arka planda koskoca bir imparatorluğun başkentindeki toplumsal çöküşü de belgeliyor. Eğer insan doğasının karanlık yönleriyle yüzleşmekten çekinmeyen, toplumsal gerçekçi ve natüralist klasikleri seviyorsanız, Mahalle
MahalleSalahaddin Enis · Kapra Yayıncılık · 0259 okunma
8/10
·298 syf.··
2026 28. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 12 Mayıs 2026 23:13
Spoiler içerecek. Kitap boyunca Verity'den nefret ettim ta ki Lowen mektubu bulup okuyana kadar .. hala ikilemdeyim. Hangisinin gerçek olduğunu anlamış değilim. Bir anne bu kadar nefret dolu olamaz diye umut ediyorum, ilginç bir kurgu... Jeremy ise ayrı bir boyut.. Garip bir boşluk hissi var üzerimde :) Maddi sıkıntılar yaşayan yazarımız Lowen Aahleigh ünlü yazar Verity'nin yarım kalan serisini tamamlamak için evine geliyor. Verity bir kaza sonrası yatağa bağımlı bakıma muhtaç hale geliyor bu nedenle eşi Jeremy fukara yazarımız Lowen ile anlaşıyor(lowenin kitabını okuyup beğenmiş o yüzden loweni bulmuş) Lowen bir taslak buluyor ve dehşete düşüren geçmişi okuyor. Ben bu kısımlarda çok rahatsız oldum. Verity çocuklarından nefret ediyor resmen öldürme planları hatta doğmadan düşürme planları assssiri rahatsız etti beni. İkiz kızlarından biri ölüyor Verity diğerini suçluyor ve onuda kendi öldürüyor taslağa göre... Lowen ve Jeremy yakınlaşıyor, Lowen Verity'nin rol yaptığını fark ediyor. Jeremy'e açıklıyor ve Jeremy Verity'i öldürüyor.. asıl sorun şu ki zaten onu bu hale getirende kocasiymis. Taslağı önceden okumuş zaten ve Verity'e şiddet uygulayip araç kazası süsü ile bu duruma getirmiş Verity ise kendini korumak için felç gibi davrniyor sadece oğlu Crew ile konuşuyor ve mektup yazıyor... Ayyy bilmiyorum az önce bitti kitap gerçekten bir boşluk hissi var üzerimde...
VerityColleen Hoover · Epsilon Yayınevi · 20256,9bin okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Bereketli Topraklar Üzerinde
8/10
·380 syf.··
2026 15. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 22 Mart 2026 00:00
Orhan Kemal’in Bereketli Topraklar Üzerinde romanı, Türk edebiyatında "toplumcu gerçekçilik" akımının sadece bir örneği değil, bizzat o gerçeğin kanayan damarıdır. Anadolu’nun yoksulluğunu, toprağın bereketini ama o bereketin içine gizlenmiş insan öğüten çarkları bu kadar sarsıcı kılan şey, Orhan Kemal’in bizzat bu hayatın içinden gelmiş olmasıdır. Orhan Kemal bu romanı yazarken dışarıdan bir gözlemci gibi değil, bir tanık gibi konuşur. Kendisi de Adana’daki çırçır fabrikalarında, tarlalarda çalışmış; o tozun, sıcağın ve sömürünün kokusunu ciğerlerine çekmiştir. Romanı bu denli içten kılan, yazarın karakterlerine tepeden bakmamasıdır. Onları aciz veya zavallı figürler olarak değil, sadece ekmek peşinde koşan, hayalleri olan ama sistemin dişlileri arasında ezilen insanlar olarak anlatır. Katibin donuyok diyen işçiye donuyoruz dedirtmeye çalışması ama işçinin inatla söylememesi üzerine sinirlenmesi, arkadaşının neden böyle dediğini sorması üzerine: “Keyiflensin diye. Bizi ayı, kendini adam bellesin fukara!” demesi bile Orhan Kemal’in salt bir gözlemci olmadığını göstermek için yeterli olsa gerek. Orta Anadolu’nun çorak köylerinden kalkıp Adana’nın bereketli topraklarına inen üç arkadaşın hikâyesi, aslında Türk modernleşmesinin ve kapitalistleşme sürecinin alt tabakadaki yansımasıdır. Çukurova, vaat ettiği zenginliğin bedelini insan hayatıyla ödetir. Köse Sefer, kurnazlığı ve hayatta kalma içgüdüsüyle sistemin açıklarını kovalarken; Yusuf, hastalanarak o meşhur ekmek kavgasından ilk kopan olur; Pehlivan Ali ise gücüne ve kuvvetine güvenerek girdiği o vahşi çalışma düzeninde, bir fabrikanın dişlileri arasında en trajik sonu yaşar. Orhan Kemal’in ustalığı, bu yoksulluğu ajite etmeden, olduğu gibi, bütün çıplaklığıyla ve yerel ağızların samimiyetiyle sunmasıdır. Okurken
Bereketli Topraklar ÜzerindeOrhan Kemal · Everest Yayınları · 20208,4bin okunma
Bize de derler Çakıcı, yar fidan boylum. Yakarız konakları…
9/10
·182 syf.··
Beğendi
·
2026 23. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 26 Nisan 2026 21:02
İzmir’in Kavakları en sevilen Ege türkülerinden birdir. Yaşar Kemal de en sevilen yazarlarından biri. İki sevilen bir araya gelmiş doyumsuz güzel bir eser olmuş. İnce Memed’e esin kaynağı olduğu söylenen Çakırcalı bir yaşam hikayesi. Yaşar Kemal ilk kez 1956’da Çakırcalı Mehmet Efe’yi öldüren Albay Rüştü Kobaş’ı dinleyerek kaleme alıyor. Toplam 12 defter dolduruyor. Kitap 180 sayfa. İlk 140 sayfa bir roman gibi ilerliyor. Son 40 sayfa Rüştü Kobaş’ın anlatısı şeklinde son buluyor. Ödemiş civarında yaşayan efe 1871’de doğuyor. 1911’de Nazilli’nin Karıncalıdağ’da öldürülüyor. Çatışma esnasında dağda ölünce kızanları, Efe tanınmasın diye kafasını ve ellerini kesiyorlar. Jandarma cesedi bulunca kuşkulanıyor. Nazilliye getirilen cesedi eşi beninden tanıyor. Cesedi ayaklarından Nazilli’de bir ağaca asıyorlar. 42 yıllık ömründe 1080 kişiyi öldüren Efe tam bir fakir fukara dostu. O yıllarda düzde işinin olabilmesi için dağda adamının, çetenin olması gerekiyor. Zalim ağalar halkı ezerken diş geçiremediklerini işte bu çetelere kaçırgıyor, öldürtüyor. İşte Çakıcı ya da Çakırcalı da bu düzene karşı çıkıyor. Kendince adaleti sağlıyor. Derebeylerine, ağalara kök söktürüyor. Köprü lazım oluyor. Zenginlere yaptırıyor. Biri bir garibana haksızlık ettimi karşısında Efeyi buluyor. Yörükler Efe’nin en büyük destekçisi. Karıncalıdağ, Madra dağı, Babadağ, vs her yerde yurtluğu var. Ünü Osmanlıyı aşıp Avrupa’yı buluyor. Saray için büyük sorun oluşturuyor. Yeşilçam’da 3-4 tane filmi var. Kartal Tibet’in oynadığı yapımı izlemiştim. Kitapla alakası yok. Efeleri anlamak isteyen her okur okumalı Çakırcalı Efe’yi. Artık türkü daha anlamlı, zeybek benim için çok değerli.
Roman-Edebiyat
Çakırcalı EfeYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 20126,6bin okunma
Puan vermedi·136 syf.··
2026 42. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 28 Nisan 2026 21:08
İspanyol gribinin dünyayı kasıp kavurduğu yıllarda İstanbul bir yandan yangınlarla bir yandan da salgın hastalıklarla kavrulmaktadır. Fakir fukara yokluktan kırılırken onların arasında bulunan iki zengin konağı ister istemez tüm dikkatleri ve kıskançlıkları üzerine çeker. Kendileri yiyecek ekmek bulamazken onların sefa içinde yaşaması hak mıdır? Ateş düştüğü yeri yakar yakmasına ama fakir fukaranın ocağını yanmamacasına yakar. Haksız kazançla zengin olanların batıl inanç ve korkularından faydalanmak isteyenler ise evliyalık iddiasıyla bir düzen kurup çıkar sağlamanın peşindedir. Bakalım kurdukları bu çark işleyecek mi? Çok geçmeden onlarla polis aralarında bir kovalamaca başlar ve sayfalar akıp gider. Bir dönem romanı olarak başlayan kitap polisiye tadında devam eder. Ve o son... Hileli düzenin ardındaki isimler ve hikâyeleri beni oldukça duygulandırdı. Hüseyin Rahmi yaşadığı dönemi çok iyi gözlemleyen ve onun aksaklıklarını ince bir mizahla başarılı bir şekilde eleştiren yazarlarımızdan. Bu kitapta zengin ve fakir arasındaki uçurumu mizahi bir dille öyle güzel eleştirmiş ki... Klasikleri sevmeyene bile kendisini okutacağından eminim. Kitaplı günler.
Hakka SığındıkHüseyin Rahmi Gürpınar · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20212,864 okunma
Ebu’l-Hasan Harakani’de Fakr Kavramı
10/10
··
Beğendi
Kur’an ve hadislerde geçen “Fakr” kavramının iki ayrı anlamda kullanıldığı gö- rülmektedir. Bunlardan biri “suret fakirliği” de denilen “maddî fakirlik”, diğeri ise “manevî fakirlik”tir. 1. Maddî Fakirlik veya Suret Fakirliği: İhtiyaç duyulan mala ve eşyaya malik ve sahip olmamak demektir. Kur’an’daki: “Ganimet malları, yurtlarından ve mallarından uzaklaştırılan fakir muhacirlerin- dir” 5 , ayeti ve benzer ayetlerde anlatılan fakrdır. Bu anlamdaki fakirlik hadislerde de: “Fakr, insanı nerede ise küfre düşürecekti.”6 “Fakirlik, iki cihanda yüzkarasıdır.”7 İfadeleriyle anlatılmakta ve bu manada gönle sıkıntı veren fakirliğin makbul olmadığı ifade buyrulmaktadır. Tasavvufa konu olan fakr ise bu tür fakirlik değil, manevi fakirliktir. 2- Manevî Fakirlik: Kulun kendinde varlık görmemesi, herşeyi Hakk’a irca etmesi, şahsının, amelinin, hal ve makamının Allah’ın lütfu olduğunu kabul etmesidir. Kur’an’daki: “Ey insanlar, siz Allah’a karşı fakir; yani muhtaçsınız. Allah ise ganîdir; yani herşeyden müstağni- dir.”8 ve “Allah ganîdir; siz fakirlersiniz; yani O’na muhtaçsınız.”9 ayetleri bu anlamda- ki fakrı anlatmaktadır. Peygamber Efendimiz, “Fakr, benim medar-ı iftiharımdır.” 10 buyurmaktadır. Yine başka bir hadis-i şerifinde “Allah’ım beni fakir yaşat, fakir öldür ve fakirlerle haşret!”11; Allah’ım beni sana karşı muhtaç (fakir) kılarak müstağni eyle, kendinden başkasına muhtaç (fakîr) etme!12 buyurmuştur. Bu hadisler manevi fakr anlamında kullanılmıştır. Kulun Allah’a muhtaç olması demek olan fakirlik, elbette fakiri de zengini de kapsar. Bu anlamıyla fakir ve fukara, malı olmayan anlamına değil, “sufî ve derviş” manasına gelir. Bu yüzden eskiden şeyhler kendilerine “Hadimu’l-fukara” (Fakirlerin hizmetkârı) derlerdi. İlk sufîler “yoksulluk” anlamına gelen fakr ile
Fakrın MakamlarıEbül - Hasan Harakani · Büyüyenay Yayınları · 201718 okunma