"Hissediyorum, büyük bir öfken var..."
"İnsanlardan nefret ediyorum,"
"Bu saçmalıkların bana sökeceğini mi sanıyorsun? İnsanlar senin umurunda bile değil! Peygamberler bile..."
"Hayır hayır, yanılıyorsun... Bilhassa peygamberlerden,"
"Hayır yavrum, sen Tanrı'dan nefret ediyorsun. Seni peygamber yapmadığı için."
"Ben Tanrıʼya inanmam."
"Bu doğru değil. Tanrı sana inanmıyor."
Bir kamu davası serisinin üçüncü kitabı, ben arayı çok da soğutmadan devam ettiğim içindir belki de beni en az ilk iki kitabı kadar sürükledi.
Eski okurları çok da memnun etmeyen şey mahallede değil de bir otelde geçiyor olması sanırım, bir de Altan.
Roman, "Yakında dünya daha iyi bir yer haline gelecek çünkü ben daha iyi biri olacağım" diyerek başlıyor, acaba minik Alper psikologuyla olan ilk tanışmasında bize bunları söylerken yaptığı iyiliğin onu bu kadar kahredeceğini mi hissetmişti yoksa olay akışında binlerce kez şahit olduğumuz gibi mağlubiyeti kabullenmeye yatkınlığından mı?
İnsanların iyiliği mi sevdiklerinin mutluluğu mu, bence katil kim sorusunun ardında yazarın bize sorduğu soru buydu. Olayı Hakan açısından düşündüğümde her şey daha da birbirine karışıyor, Alper'in kahramanı babasıydı ve aynı şekilde Hakan için de, ama sonunda katil olduğu ortaya çıktı. Bu noktada Hakan; Alper hakkında ne düşünüyor, peki ya babası? Bir insanı ikiye bölüp bir parçasını sevip bir parçasından nefret edebilir miyiz? Bu parçalardan birini bilmediğinizde iş çok kolay, bir şey bilmediğiniz zaman aslında her şey kolaydır. Eğer dördüncü bir kitap çıkarsa Alper'in neler yapacağını hala çok merak ediyorum.