“Üstad Fuzuli der ki: Beden diyarının en gözde yeri gönül şehridir.Bu şehrin üç dostu, üç de düşmanı vardır. Dostları ‘ferah’, ‘muhabbet’ ve ‘ümit’ tir. Düşmanları ise ‘garez’, ‘korku’ ve ‘gam’ dır.
“Bu dostların ve düşmanların her birinin etrafında yandaşları bulunur. ‘Garez’in yandaşları ‘yalan’, ‘kin’ ve ‘haset’, ‘korku’ nun yandaşları ‘şaşkınlık’, ‘dehşet’ ve ‘sıkıntı’, ‘gam’ ın yandaşları ise ‘dert’, ‘mahrumiyet’ ve ‘haset’ tir.
“Gönül şehrinin dostlarına gelince. ‘Ferah’ın yandaşı ‘güzellik’, ‘muhabbet’in yandaşı ‘aşk’, ‘ümit’in yandaşı ise ‘akıl’ dır.”
“ Gördüğünüz gibi, düşmanların yandaşları, dostların yandaşlarından daha fazladır. Bu durum da ‘gönül şehri’ ni, beden diyarının en hassas yeri haline getirir.”
Bizim spermlerimiz olmasa kadın nasıl doğuracak.
Hatta ardından bir de çikolata makinesi örneği verirler gevrek gevrek gülerek. Makineye para attığında, alttan çıkan çikolata sana mı aittir, makineye mi?
Eminim bunu veya benzeri fuzuli örnekleri sizler de duymuşsunuzdur.
Ben size şöyle bir açıklamaya çalışayım. Kadın, hayatı YARATAN'dır, erkek ise TETİKLEYEN'dir.
- Ee Aykut, bu bizi kadınlarla eşit yapmaz mı?
Hayır, yapmaz. Olayın bir parçası yapar evet AMA asla kadınla eşit bir yere koyamaz bizi, çünkü sadece tetiklemek yetmiyor. Yetseydi kadın bizi aylarca karnında taşımaz ve beslemek zorunda kalmazdı.
Şöyle örnekleyeyim:
- Araba son derece komplike bir makinedir. Marşa basıla bilmesi için bujilerin ateşleme yapması gerekir. Buji ateşlemeyi yaptığı an işi biter. Şimdi araba bujiye mi ait?
Araba olmadan buji tek başına sadece çakar durur.
Hem bir misafirhanedir. Öyle ise onu yapan Mihmandar-ı Kerîm’in izni dairesinde ye, iç, şükret. Kanunu dairesinde işle, hareket et. Sonra arkana bakma; çık, git. Herzekârane fuzulî bir surette karışma. Senden ayrılan ve sana ait olmayan şeylerle manasız uğraşma ve geçici işlerine bağlanıp boğulma.