Artık etrafıma bakmıyordum; kendimi içimde uğursuz bir musikî gibi yükseldiğini hissettiğim düşüncelere bırakmıştım: "Ne diye bunun böyle olmasından mustaribim?” diyordum. "Niçin mutlaka hayatta bir devam istemeli ve neden bir ihtiras sahibi olmalı? Bütün bunların lüzumu ne? Bütün pınarlardan içmiş olsam bile ne çıkar?
Yaşamımızın bir sonu olduğunu bilmemize rağmen, yaşama arzumuz bize böyle hissettiriyor sanırım. Gerçekten yaman bir çelişki. Hiçbir faydası, hiçbir anlamı olmasa bile yaptığımız onca şeyi düşününce...
“Sizi yıkan, kendinizi olduğunuz gibi kabul etmeniz. Sanki yaratılışımızı hazır alıyormuşuz gibi.
İnsan kişiliğini biçimlendirebilir, onu yeniden kurabilir.”
Echo'nun Kemikleri, bittikten sonra ondan bana neredeyse hiçbir şey kalmayan bir kitap oldu. Yayınevi ile mi ilgili, çeviri mi bilmiyorum. Belki de kitabın kendi özü nedeniyledir. Asla içine almadı beni:( büyük bir hayal kırıklığı. Alt metni tabi ki vardır ama ona odaklanmak ne mümkün. "Kafamın içinde müstesna Çin türbüşonları" kadar bi kitap. İlerde belki tekrar buluşuruz
ve ölümden korkmayalım
ölüm güvercinin sonu değil
ölüm bir böceğin ters dönmesi değil
ölüm aksayanın aklında akar
ölüm düşüncenin güzel ikliminde oturur
ölüm köy gecesinin zatında seherden söz eder
ölüm üzüm salkımıyla gelir ağzımıza
ölüm gırtlağın kızıl hançeresinde öter
pervanenin güzelliği ölümden sorulur
ölüm bazen reyhan toplar
bazen votka içer
bazen gölgede oturmuş bizi seyreder
ve biliriz hepimiz
hazzın ciğerleri ölüm oksijeniyle doludur