Lâ tahzen! (Üzülme!)
Rahman: (c.c), “Ben kırık kalplerdeyim” buyurmadı mı?
O halde ne diye üzülürsün ey can?
Gündüz gibi ışıyıp durmak istiyorsan;
Gece gibi kapkaranlık nefsini yak !..
Yaşar Kemal her kitabında doğuda şahit olduğu ve anlatılması gereken temel konulara değinmiştir. Bu okuyacağınız kitapta da kadının güzelliği ile anıldığı, insan olmasının değil de güzel olmasının önemli olduğunu ve namusun sadece kadınlarda sorgulandığı bir kesimi anlatmış.
Esme adında genç bir anne ve sadece çocuğu için hayata tutunan bir kadın. Güzelliği tüm köyün dilinde. Gençken sevdalısı olmasına rağmen köyün ağa çocuklarından biri olan Halil tarafından kaçırılıp zorla sahip olunur ve doğacak çocuğunun hatırına gidemez Esme, bir gün olur da sevdiği Abbas gelir ki vurur Halili ve sonrasında da kendisi vurulup köy meydanında ölüsü sürdürülür.
Bu olay üzerine herkes suçu Esmede bulur. Halil'in katili bilir herkes onu. Halil'in yakınları öldüremez onu çünkü bilirler ki Esme suçsuzdur fakat annelerine karşı gelmek istemezler. Tüm köy türlü türlü efsaneler uydurur. 9 yaşındaki çocukları Hasan'ın aklına girip annesini öldürtmeye çalışırlar. Babasının ruhunun can çekiştiğini ve köyde türlü türlü hayvan şekline girdiğini söylerler. Babasının kanını yerde bıraktığını söyleyip annesini gözünde karartırlar. Bunları yaparken de yazık Esmeye ölmek için çok güzel ölmesin derler
Yazar Hasan'ın iç sesini çok güzel kaleme almış ve toplumu dinleyerek kurban psikolojisine nasıl girdiğini bir bir anlatmış.
Kitap başrolünde Türkan Şoray'ın oynadığı bir Türk filmi olarak izleyici karşısına çıkmıştır.
"Ölümü anlatmak köre güneşi anlatmak gibi."
Kitabın önsözünde de anlatıyor yazar aslında; hepimizin düşünmek istemediği ve düşündüğünde korktuğu konulardandır ölüm.
Yahya Efendi Hazretlerinin çocukluk çağından ölünceye kadar olan yaşamını anlatmakta. Bunu anlatırken günümüzde yaşanan başka bir olayla kesiştirmiş.
Yahya Efendi dışındaki karakterler:
1)Yakup: Halil'le camide karşılaşan ve ona aylardır merak ettiği sırrı açıklayandır
2)Halil: Mezar taşlarını okumakla görevlendirilen ve kitabın başından sonuna kadar ölümü düşünmeye iten olayları yaşayandır
3)Kanuni Sultan Süleyman: Yahya Efendinin süt kardeşidir.
Kitabın konusuna gelecek olursak:
Yahya Efendi Türbesinde yapılan restorasyon sırasında mezar taşları zarar görmüştür. Mezar taşlarının kayıtlarının tutulmasıyla Halil görevlendirilmiştir ve bir aydan daha fazla türbeye gidip gelmiştir bu iş için. Burada Mehmet Efendi adında bir yaşlı amcayla karşılaşmış olup onun tarafından ölümü dinler. Ölmenin ölümsüzlüğe kapı açtığını ve dünyaya ölmek için geldiğini duydukça ölmekten neden korktuğunu sorgulamaya başlar aslında ölmekten değil de hesaptan korktuğunu anlar. Çıkmaza girmeye başlar ve rüya görür rüyasında gördüğü yüz (Yakup) karşısına çıkınca da yaşadıklarını ona anlatır.
Yahya Efendi ile Kanuni Sultan Süleyman birbirlerine yoldaş olurlar; beraber aynı eğitimleri alırlar birbirlerine candan bağlıdırlar. Eğitim veren ilim hocaları Süleyman'ın akla Yahya'nın da gönle hitap ettiğini söyler ve ekler; Şehirleri fethetmek yeterli değildir gönlü de fethetmek gerektir. İkiniz ayrı değil beraber olunca birsinizdir der. Gençlik çağına geldiklerinde ayrı düşerler Yahya Trabzon'un ıssız yerlerine gidip günlerini tefekkür ile geçirir ve Allah'tan tek duası bu alemdeki vazifesinin ne olduğunu öğrenmektir bu zamanlarda ona