Girit Seferi/ Hanya Kalesi Fethi
1050 SENESİNDE MALTA GAZASINA GİDİŞİMİZ GİRİD adası seferinin sebepleri: Sultan İbrahim Hanın Darüs-saade ağalarından Sünbül Ağa, beş Mısır hazinesi ile elli adet güzel cariyeler, nice ay yüzlü gençler, kırk adet saf kan küheylan atlar ile Cem mertebeli Padişah İbrahim Handan izin aldı. İbrahim Çelebi adlı bir gemicinin altı kat anbarlı karavana kalyo-nuna bütün eşyalarını üç ayda yükleyerek, beş yüz kişilik silahlı adamları ile üç yüz adet diğer tüccar, iki yüz gemici, Mısır'a sürgün edilen Esiri Mehmed Efendi ve adamları ile toplam bin üç yüz kişi, Cuma günü Beşiktaş denilen yerde Allah'a tevekkül edip yelkenle-ri açtılar. Top, tüfenk şenliği ederek Mısır'a doğru yola çıktılar. Allah'ın hikmeti, Girit adası yakınında altı parça Malta kâfiri kadırgalarına rast gelip, bir gün bir gece büyük bir cenk ederler. Top darbelerinden kalyon içindeki atlar boşanıp, Müslüman gazi-lerini şaşırtırlar. Böyle olduğu halde yine mücahidler savaşta kusur etmezler ise de liman havada kalyon deniz üzerinde Karadağ gibi kalır ve altı tâne uğursuz düşman kadırgaları kalyonun etrafını çe-virirler. Sağ ve solunda bulunan kadırgalar döve döve kalyonun di-reği, kıçı, başı ve dümeni kırılarak yönsüz kalır. İçinde bulunan Müs-lüman gazilerden ancak iki yüz kişi kalır, gerisi top güllelerinden şehid olurlar. Hemen kalyon sahibi İbrahim Çelebi dalkılıç olup, kız-larağası Sünbül Ağaya hitaben: - Bre mel'un Arap! Biz sana 'Kâfir vardır, gemiye atları ko-mayalım, Cebhâneleri fazla alalım. Kâfirlerin bir hoş haberini alıp öyle çıkalım. Bu kadar yüklü gemi ile denize nasıl çıkılır?' dedik. Sen ise padişah fermanı alıp bu halde bizi kâfirlere uğrattın.» Diye kızlarağasına bir kılıç çalıp kellesini uçurunca, hemen kız-larağasının adamlarından sağ kalanlar İbrahim Çelebi üzerine o an-da hücum edip
Sayfa 495 - Cild 2, Girit·Kitabı okuyor
Yani diyor ki: Yakarsa dünyayı garipler yakar :D
Genç Hegel' e göre toplumda özgürlük koşullarını oluşturma sorumluluğu ezilenlere aittir
Ayrıntı Yayınları
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Bir Şair Bir Kitap
ilişkiler uğruna çabuk bir karpuz kestim bugün eşimle iyi evlenmeliyim bulaşıklar yıkamalıyım ona bir özrü biraz parlatmalıyım biraz kusura bakma benim hatamdı ilişkiler uğruna gururumu kesip biraz biçerek yuvarlak laflar seçmeliyim yuvarlanmalıyım biraz aracı kurum bilmek makroyu grafiklerle bir ara konuşmak bi ara arsa bakma pratiği edinmek muhakkak imarı alınmış çelik asansörlerde bazı dokuları bilmeliyim ilişkiler uğruna ithal kremler sürmeliyim. ** ilişkiler uğruna suçu pankartlamalıyım suçu kamusal suçu teşhir kimseyi bozmamalıyım kimseye hayır aslında o öyle değil ilişkiler uğruna her masada adamım her cenaha bir yalanım uğruna dengeli bir argüman dengeli ağız içleri ve pantolonlar. ** ilişkiler uğruna bazı madenleri alıp verdim bugün demir borsasına girdim bismillah çekerek tam da sağ ayağımla bastım işçi haklarına ve devamına ilişkiler uğruna koltukları eşe dosta bölüştürdüm salih abi çok sevindi o meseleye ilişkiler uğruna uygun mezheplere girdim uygun mezheplerden çıktım. sattım bütün inadımı görünürlük tanrılarına. ** ilişkiler uğruna bebeğime İngilizce yedirdim çokuluslu markalarla büyüttüm ilişkiler uğruna omurgalarımı söktüm omzumu büktüm sesimi tıraşladım dindar aşağılayan kaslarımı geliştirdim diyanet kapatacak çocuklar yetiştirdim ilişkiler uğruna rafine bürokrat rafine aracılar. ** ilişkiler uğruna saat 20:00 linç ayinlerine katılmalıyım görmesem de sövmeliyim tanımasam da övmeli ilişkiler uğruna ahududu şuruplu janti kahveler ezberlemeliyim köşeleri bölmeliyim yazılarla
Ketebe 1-58. sayfalar
Bir zulüm örneği demiş...
1905 yılında Kuzeydoğu Anadolu Redif Taburları seferber edilerek Yemen'e gönderildiler. Bunlar orada iki yıl kadar kalıp işlerini gördükten sonra geri alınarak terhis edilmek üzere vapurlarla Trabzon'a götürülecekler oradan da memleketlerine kolayca gideceklerdi. Askerler vapurla İstanbul'dan geçerlerse, nümayiş yaparlar korkusu Sultan Hamit'i sarmış. Bunun için de hiçbir vapurun İstanbul'a gelmemesini, askerin İskenderun'da karaya çıkarılmasını, karayolu ile dağıtılmasını irade buyurmuş. Yemen'den kurtulabilip gelenler zaten bitmişler. Üst baş perişan, mevsim kış. Menzil teşkilatı olmadığı için bir sefalettir gidiyor. Kuzeye doğru çıktıkça kış mevsiminin şartları daha da ağırlaşıyor. Yemen'den gelebilmiş bu zavallı askercikler bu defa da karlar ve buzlar içinde boğuşuyorlar ve hasta olup köylerde kalıyorlar. Doktor yok, ilaç yok. Ölüyorlar, köy mezarlıklarının bir kenarına gömülüyorlar. Halk bu mezarlıklara garipler mezarlığı adını takıyor. Çok köylerimizde bu isimleri hâlâ duyarız. Zavallı ve çilekeş askercikler. Yurtlarına kavuşmaya birkaç gün kala topraklarına gömülüyorlar. Oğlunu yıllarca bekleyip ona kavuşamayan bir ananın yaptığı türkü şimdi bile kulaklarımızdadır: " Ano Yemendir, Gülü çemendir Giden gelmiyor Acep nedendir?." Bütün bunlar Sultan Hamit'in zulmü değildir de nedir?
Sayfa 22·Kitabı okudu
Han Duvarları (FARUK NAFİZ ÇAMLIBEL )
Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı, Bir dakika araba yerinde durakladı. Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar, Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar... Gidiyordum, gurbeti gönlümde duya duya, Ulukışla yolundan Orta Anadolu’ya. İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık! Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık. Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı; Arkada zincirlenen yüksek Toros Dağları. Önde uzun bir kışın soldurduğu etekler, Sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler... Ellerim takılırken rüzgârların saçına Asıldı arabamız bir dağın yamacına. Her tarafta yükseklik, her tarafta ıssızlık Yalnız arabacının dudağında bir ıslık! Bu ıslıkla uzayan, dönen kıvrılan yollar, Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu; Gökler bulutlanıyor, rüzgâr serinliyordu. Serpilmeye başladı bir rüzgâr ince ince, Son yokuş noktasından düzlüğe çevrilince Nihayetsiz bir ova ağarttı benzimizi, Yollar bir şerit gibi ufka bağladı bizi. Gurbet beni muttasıl çekiyordu kendine, Yol, hep yol, daima yol... Bitmiyor düzlük yine. Ne civarda bir köy var, ne bir evin hayali, Sonum ademdir diyor insana yolun hali. Arasıra geçiyor bir atlı, iki yayan; Bozuk düzen taşların üstünde tıkırdayan
Okuduğum En büyük, en güzel şiir...·Kitabı okudu
Evet. Kovmak için bahane de bulamadılar, iftira attılar.Kafeslerin kapısını açık unutmuşum da hayvanlar kaçmış.Dedim bana bak işveren bey,İsmail hiçbir şeyi unutmaz.At hafızalıyım ben, dedim. O kafesin kapılarını açık unutmadım. Hepsini bile isteye açtım, dedim." "Sebep?" "E hayvancıklar çok sıkılıyodu be Mecnun.Hele bi' aslan vardı görmen lazım. Bizim çiçekçi teyzenin oğlu gibi melül melül bakıyodu.Arada yelesini sallıyodu böyle tatlı tatlı. Ben de açtım hepsinin kapılarını,dedim gidin hadi lan serbestsiniz hepiniz." "Tüm hayvanları mı?" "Heee." "Abi n'aptın sen?" "Hapsetmişler garipleri oraya,n'abayım Mecnun? İçim acıdı yazık günah orda biçare oturuyodu garipler." "Bah hele bah. Garip dediği de aslan he