TÜRK MÜZİĞİNİN SON BÜYÜKLERİ...
(...) Dede Efendi’den sonra Türk müziğinin bir gerileme içine girdiği söylenir. Bunda da başlıca âmil olarak Hacı Arif Bey gösterilir. 1831’de İstanbul’da doğan Hacı Arif Bey, eserlerinde devrin olanca çöküntüsünü yansıtmış gibidir. O daha 8 yaşındayken Tanzimat Fermanı, 25 yaşındayken Islahat Fermanı ilân edilir. Hain devlet adamı tipi ve kimsenin ne olduğunu, ne olacağını bilmediği Batılılaşma sarhoşluğu, memleketin üstüne kara bulut gibi çöker. Sırbistan ve Yunanistan bağımsızlığını ilân eder, Cezayir, Tunus, Mısır, Kıbrıs, Kırım ve Kafkasya İmparatorluktan kopar, her yönden bir çözülme çığırı baş gösterir. Saray erkânını Batılılar gibi yetiştirmek eğilimi başlar. Piyano ve viyolonsel sosyete kesiminde tutunur, Balkanlar’dan gelen Çingeneler vasıtasıyla, İstanbul sokaklarını pestpaye gecekondu ezgileri çınlatmaya başlar. Son derece güzel sesi olan Hacı Arif Bey, çözülme ve dağılmanın bu gününde, Dede Efendi’nin talebesi Zekâi Dede’nin tedrisatından geçerek dünyaya gelmiş olmakla beraber, dedesi gibi “inkırazı zafer yapıcı” bir bünye belirtmez. Hacı Arif Bey, bir işittiğini bir daha unutmayan “muhteşem bir hafıza” olarak tanınsa da, selefleri gibi “hâfız” olmaması ve Mevlevîhâneden değil “Muzika-yı Hümayun” adı verilen Batı tarzı okuldan yetişmesi, onun handikapları olarak görülür. __Kendinden önceki büyük bestekârlar gibi “ulvî bir adam” portresi çizmez Hacı Arif Bey; belli ki, onların kumaşı yoktur onda. Hayatı, kapılandığı Harem dairesinde cariyelere müzik dersi vermekle ve onlarla arasındaki gönül maceralarıyla geçer. Birkaç bahse değmez ilâhî ve tevşih dışında, bütünüyle “şarkı” formunda eser vermeye yönelir ve kendisinden sonra bu formu baş tacı kılmayı becerir. Abdülaziz’den büyük iltifat görmüş olmasına rağmen Abdülhamid’den yüz bulamaması ve
Selim Gürselgil, TÜRK MÜZİĞİNE GİRİŞ, -Türk Müziğinin Son Büyükleri-, (I. Dönem, Ocak 1996, Feyyaz Aksakal imzasıyla)
Akademya Yazıları
Gözlerinin etrafında 7-8 çizgi, hayatında çok güldüğünü değil yüzünü güneşe verip mavi gözlerin kıstığını ifade ediyor dersem inanmalısınız! O, aynaya baktığı zaman bu çizgilerin gülmekten değil güneşe bakmaktan olduğunu köpeğine söylemiştir.
Alıntı
Reklam
...... YOKDUR
Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün 1 Şeb oldu münkazî hâlâ seherden bir eser yokdur Şeb-i hicrân içün ‘âlemde var ise seher yokdur 2 Ağardı intizâr eşkiyle çeşmi bülbül-i zârıñ Güşâd-ı gonçe-i maksûddan hâlâ haber yokdur 3 Nesîm-i subhdan bâd-ı sabâdan kesdim ümîdim Bu yolda kâsid-i hasretden özge muntazar yokdur 4 Vefâ kasdıyla kime hem-reh oldumsa cefâ gördüm ‘Aceb k’ol râha benzer şimdi râh-ı pür-hatar yokdur 5 Deler taşı dilerse âhene te’sîr eder ancak Sana geldikde ey sengîn-dil âhımdan eser yokdur 6 Sirişkimle benim seyl-i revân hem-mâcerâ olmaz Ne rütbe seylin olsa cûşişi eşkim kadar yokdur 7 Vefâdan yok eser hiç kimsede müşkil bu kim Nevres Vefâdan özge kûy-ı âşinâya reh-güzer yokdur 8 Gazel hem-reng gazel ü şi‘r hem-kadr-i şa‘îr olmuş Dirîğâ ‘asrımızda kıl kadar kadr-i hüner yokdur 9 Tabî‘at tab‘ına meyl eylemez âsârımın yoksa Cihânda nazm u inşâ gibi bir rengîn eser yokdur
ÂŞIK İNSANIN ÖZELLİKLERİ
Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün 1 ‘Âşık âzürde-derûn sûhte-cân olmalıdır Mahv olup ‘aşkla bî-nâm ü nişân olmalıdır 2 Hâlet-i ‘aşkı kolay sanma ki ‘âşık olanın Bağrı kan gönlü yanık eşki revân olmalıdır 3 Hâline müşg-i Hoten’dir demiş ol lu‘bet-i Çîn Bence bu lafz-ı hatâ sehv-i lisân olmalıdır 4 Emrini dinlemeli tutmalıdır her ne ise Kâfir ol derse dahi yâr hemân olmalıdır 5 Pâyına düşmelidir gâh ser-i zülfü gibi Bükülüp kaşı gibi gâh kemân olmalıdır 6 Sevdi derlerse Huzâ‘il güzelin hakkımda Anı inkâr edemem anda da ân olmalıdır 7 Mû miyânın kuçmak isteyen ol gonçe-lebin Hançer-i gamzesine beste-miyân olmalıdır 8 Şevket-i ‘aşk zemîn ile zamâna sığmaz ‘Aşk içün başka zemîn başka zamân olmalıdır 9 Kayd-ı teşvîşden endîşe ‘abesdir Nevres Bağlanıp zülfüne rüsvâ-yı cihân olmalıdır 10 Ben kimim kim gazel-i Râşid’i tanzîr edeyim Anı tanzîr eden üstâd-ı cihân olmalıdır
Suriye'de bulunuyordu. Abdülhamit'e karşı ağır şeyler söylemişti. Tabii jurnal edilmiş ve nasılsa idari bir muamele tabi tutulmadan cinayet mahkemesine verilmişti. Ubeydullah Efendi mahkemede inkar ediyordu fakat şahitler vardı. Bazıları Ubeydullah Efendi'yi yakmak istemedilerse de bir tanesinin her şeyi anlatmaya başladığını görünce işi bitti. Fakat o çarçabuk mahkumiyeti kabul edecek adamlardan değildi o anda bir tedbir düşündü ve düşündüğün derhal tahrik etti: oturduğu yerde Avaz Avaz gazel okumaya başladı. Hakimler şaşırdı, dinleyenler şaşırdı. Fakat bu arada şahit'in söylediklerini dinlemeye de imkan kalmamıştı. Ubeydullah Efendi'yi susturmaya uğraştılar. sustu. fakat şahit ağzını açınca O, eskisinden şiddetli surette tekrar gazele başladı. netice de şahit dinlenemedi ama Ubeydullah efendi yine de 8-10 ay hapse mahkum oldu.
Alıntı
SON GAZEL
1 Yeg bilir üftâdeler üftâdeganın hâlini Fehm eder bî-mâr olan bî-mârlar ahvâlini 2 Hak gözü sîr eder ancak dü-çeşm gözünü Ehl-i hırsın koysalar kabrine cümle malını 3 Sûdsuz sevdâya sarf eyler nukûd-ı ömrünü Dil-berânın seyr eden șevk ile zülf ü halini 4 Kendi de ola dîde ekser perişân-hâl olur Görmüşüz çok sa'y eden te'mîn-i istikbâlini 5 Gayret-efzân eder 'âlemde n'itse âdeme Râhat olmaz kendiden râhat gören emsâlini 6 [.... ] vâhî ta'ab-ı kesbi gubâr-ı ye's olur Sevk eden semt-i muhâle esheb-i âmâlini 7 Evc-i bâlâya terakki isteyen murg-ı za'îf Şimdiden ser-menzile işkeste eyler bâlini 8 Cilvesin bir aķçeye almaz arûs-ı ' âlemîn Çeșm-i 'ibretle gören nireng-i mekr ü âlını 9 Atlas-ı dîbây-ı çerhe eylemez atf-ı nazar Cism-i üryâna çeken fakr ü kanâ'at şalını 10 Hükm-i câh ile eder âzürde kalb-i âlemi Çok değil idbâre tahvîl eylese ikbâlini
Sayfa 430·Kitabı okudu
Reklam
Reklam