Dâ’im esrâr yiyüp kırkar sakalın
Görün şol dehr-i bid’ati didiler
" Tıpkı klasik Türk edebiyatı tiplemesinde olduğu gibi âşıklığın tam karşısında yer alan, aşk ile yol alınmasına inanmayan, akıl, kural ve hesap üzere hareket edileceğine inanan zahid tipini riyakâr bulan Kaygusuz, kendi yolunu, aklın yoksunluğundaki sarhoşluk hali ve şan ve şöhretin terk edilmesi olarak tarif eder, bu aşk sarhoşluğu ile de dünyayı bir meyhane olarak görür. Kısa bir süre sonra şekle ve ritüele bağlı bir dervişliğin nefse hoş geleceğini, bu açıdan her türlü manevi donanımı işaret eden erkânın terk edilmesi gerektiğini iddia eder. Taylasan, sarık, destar, cüppe, hırka, tespih gibi abidler ve zahidler üniformasına dönüşen her türlü donanımın nefsin hoşuna gideceğini, başlangıçta sıradan dervişler giysisi olan tüm bu sade renkli avam giysilerinin manevi bir donanımı çağrıştıracağını düşünür, dervişliğe alem olmuş tüm teçhizatın da terk edilmesini salık verir.
...
Kaygusuz, ar, namus ve sarhoşluk gibi kolektif kültürün denetim alanı dışındaki aykırı dünyanın güzelliklerini yeğlemekle kendisini bilinçli bir şekilde kınanmaya maruz bırakır. Bu yolda, toplum tarafından kabul gören, makbul sayılmaya başlanan dervişlik alameti tüm kıyafetler terk edilir; delilik, sarhoşluk, çıplaklık, esrar içenlerle birlikte olma gibi yadırganacak haller öne çıkarılır. Takva ve züht ile anılmamak, viranede bir derbeder olarak bilinmek, toplumdan ve her türlü dünyevi zenginlikten uzak bir yaşamdan söz edilir. "
Geldüm ki bu meyhânede zühd ü sâlûsı terk idem
Mest-i lâ-ya’kıl oluban nâm u nâmûsı terk idem
Sarhoş olam hay-hûy diyem ‘akluma ‘ışkı duy diyem
Talak virem dünyâya ben koyam ‘arûsı terk idem
Hayrân olam cünûn gibi mazlûm olam mü’min gibi
Nefsüm müselmân eyleyem put u nukûşı terk idem
Bekrîlere