anne, çocuklarına dair düşüncelerle dolu geçirdiği uykusuz gecelerde, çocuklarına beslediği sevgi ile filozoflaşır öfke ile inkar eder, hüzünle inanır, çocukların saadeti nasıl gerektiriyorsa, bütün yaşayışını öylece değiştirir; yıkar, yaratır, ihtirasla sever, soğuk bir ümitsizlikle sever, hakaret gözyaşlarıyla ve hayal kırıklığına uğramış insanların tebbesümüyle sever. Çocuklarına yol ve yer bulmak için gecelerce kendisine işkence eder. Hayat ise onu hep daha fazla şeyler yapmaya zorlayarak, merhametsizce onunla alay eder. Güzelliği ise hiç farkına varmadan gittikçe solar.
Sabah çok erken, bazen saat üçte kalkıyor, güneş doğmadan, daha sabah sisi kalkmadan tepenin eteğindeki nehre yüzmeye gidiyor ve otların, çiçeklerin üstündeki çiy kurumadan geri dönüyordu. Sabahları kahvesini içtikten sonra bazen tezinin başına oturuyor ya da tezi için kaynak kitaplar okuyor, fakat genellikle okumak ve yazmak yerine tekrar evden çıkıp tarlalarda, ormanlarda dolaşıyordu. Öğleden önce bahçenin bir köşesinde kestiriyor, öğleden sonra neşesiyle halalarını da güldürüp eğlendiriyor, daha sonra ata biniyor ya da sandalla geziyor, akşam yine kitap okuyor veya halalarıyla oturup iskambil falına bakıyordu. Genellikle geceleri, özellikle de mehtaplı gecelerde müthiş bir yaşama sevinci duyduğu için uyuyamıyor, şafak sökene dek kafasında hayallerle, düşüncelerle bahçede dolaşıp duruyordu.