Yaşlı kadın sıska kollarından birini uzattı. "Şu lekeleri görüyor musunuz?" Teninde derine işlemiş yara izleri vardı. Simon yutkundu.
"Bir gece yarısı zebaniler geldi. Korkunç dişleri olan ufak yeşil şeyler beni tutup yere yatırırken, azman biri beni sorguya çekti. Kurtulmak için boğuşurken, pençeleriyle kol ve bacaklarımda çizikler açtılar. Kitabın bende olmadığını, babamın alıp götürdüğünü anlattım onlara. Ama sözlerim hiç fayda etmedi. O geceye kadar sırtım düzdü. Daha sonra böyle kamburumsu yürümek zorunda kaldım.
"Çizikler Melvina için bardağı taşıran son damla oldu. Kendi kendimi kestiğime inanıyordu. Olanlara bir türlü aklı ermediği için... Sonunda beni buraya gönderdi."
İnsan yüzü görmüyor, insan sesi işitmiyordum; gözler, kulaklar, tüm duyular sabahtan geceye, geceden sabaha kadar en ufak bir gıdayla beslenmiyor; insan kendisiyle, bedeniyle, masa, yatak, pencere, leğen gibi beş altı nesneyle çaresizce yalnız kalıyor, bu suskunluğun kapkara okyanusunda cam fanusunun altındaki dalgıç gibi, hatta dış dünyaya uzanan halatın koptuğunu, o sessiz derinliklerden bir daha asla çıkarılmayacağını sezen bir dalgıç gibi yaşıyordu.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bin bir üzüntüyle ettik sabahı
Haber yolladık ümitsiz güneşe
Alıştık geceye, sevdik siyahı
Veda kalplerimizde yanan ateşe
Leylak dalında unuttuk günahı
Aşkı beraber götürdü menekşe
Veda kalplerimizde yanan ateşe
gümüşü kararmış bir aşkın
ay düşmez üstüne, düşse de
üşür bu su sızdırmaz suskuda
üşür ve yalnızlığına sığınır
yeniden kendi olmak için
çöle yahut denize döner yüzünü
yüzü bildik bir yüz işte
tarazlanmış bir geceye iner
suya, çakal sesine ve aşklara bazen