İsmi bile bir roman gibi olan, kendi rızamla okumadığım için söve söve başladığım fakat daha ilk sayfasından beni mest eden, okuduğum en etkileyici ve en nefis romanlardan biri Gün Olur Asra Bedel. Issız bir bozkırın ortasındaki bir tren istasyonunda başlayıp, galaksiler arası kozmik düzleme kadar uzanan bir hikâyesi var. İnsan, zihninde canlandırmakta zorlanıyor ama Aytmatov bunu öyle nefis kurgulamış ki, okurken ufacık bir pürüz hissedilmiyor. Özünde insanın “insan kalabilme” mücadelesini anlatırken, bize modernleşme(!) ile birlikte geçmişini ve kimliğini unutan modern mankurtlardan bahsederek sosyal eleştiriler sunuyor. Hafızamızı ve bizi biz yapan değerleri yitirirsek, modern dünyada ne kadar gelişirsek gelişelim bir mankurttan farkımız kalmaz, diyor. Bir yandan kozmik seyehatlerin yapıldığı, yeni gezegenlerin ve orada yaşayan canlıların keşfedildiği dünyada, diğer yanda insanların kendi tarihi simgelerini korumaması, örneğin Sarı Özek’lilerin Ana Beyit mezarlığına sahip çıkamaması ile birlikte köklerinden kopup mankurtlaşmalarını anlatıyor. Bir yandan da insanlığın, kendisinden daha gelişmiş ve güçlü olanla iletişime geçmek yerine, kendi türünü yönetmeye ve izole etmeye devam etmek istediği bir kurgu ile bize totaliter sistemlerin insanları nasıl izole ederek yönettiği gösteriyor. Ruhsuzlaşan tüm bu düzen karşısında ise kitabın ana karakteri olan Yedigey, insanlığın son kalesiymiş gibi dimdik duruyor. Bir yandan kaybettiği dostu Kazangap’ı layıkıyla defnetmeye çalışırken, öte yandan kendi değerlerini, inancını, köklerini, geçmişini, insanlığını korumak için mücadele ediyor. Ve bu esnada bize yaşamındaki bazı kırılma noktalarını anlatarak, içindeki acılara da şahit ediyor.
Kitabın sonlarında gökyüzünde beyaz bir kuş uçuyor ve modernleşirken mankurtlaşmış olan tüm
yeni okumadım, yine de geç okudum.
15’indeki çağrı için mucizeviydi, şimdi bile yeterince güzel.
Marslı amerikalılar kısmı özellikle çok hoşuma gitti. kaçınılmaz görünüyor: ikincil yerleşim nerede olursa olsun, avrupa’dan kopan amerika gibi bir kimlik kopuşu yaşanıyor.
Yıllar süren birliktelik ve refah, çıkar uyuşmazlığında sona eriyor ve zıtlaşma başlıyor.
Gerilemeden doğan gerginlikse, ne kadar gelişirsek gelişelim, kaybedecek anlamlı bir şey kalmadığında yıkımı getiriyor.
İnsanların kendi soylarına genetik müdahale hakkını uzun süre yasak tutulması ve bunun gezegenlerin savaşından arta kalan azınlıklarca değiştirilmesi de çok iyi düşünülmüş.
Dünya kökenli bir “uzaylı” ile ilk karşılaşmada hissedilen korku, sade cümleleriyle bile etkiliydi.
Sonrası uçuk ama kendi içinde tutarlı ve tatmin edici.
ben beğendim.
All TomorrowsC. M. Kösemen · Time Publishing · 2023113 okunma
Mantık bir köşeye fırlatılıp atılınca ortaya çıkan insanın özellikleri gerçekten de korkunç sonuçlar doğurmaya yetiyor. Hangi çağda olursak olalım ne kadar gelişirsek gelişelim içimizdeki içgüdüleri dizginleyemiyorsak ve aramıza kalın hatlı çizgiler çekemiyorsak vahşilik sınırlarımız da artıyor buna paralel olarak.
Vahşi insan hep ister. Önce azla yetineceğini söyler sonra azı çok yapmak için didinip durur. Daha sonra çoğu elde eder ama yine de gözü doymak bilmez. Hep daha fazlası daha fazlası diyerek bağırıp çağırır. Elde edemedikleri için saldırganlaşır, odağı sadece kendisi olur,çevresine vereceği zararlar gözünün önüne bile gelmez. Çünkü vahşi insan bencildir, kibirlidir, hep ister ve doymak bilmez.
Hayvanlaşan İnsan kitabı, şu üstteki iki paragrafı içine harç ederek bu ana fikri çeşitli kurgusal olaylar içinde bize sunmaya çalışmış. Kurgu olarak biraz Türk dizilerinin kanlı haline benzese de içinde barındırdığı fikirler, tespitler ve eleştiriler kitabın bir başyapıt olarak anılmasına yetiyor.
Kurgu dolayısıyla kitap başlarda sıkıcı bir halle başlıyor olsa da sayfalar ilerdikçe daha akıcı bir hal alıp okuru içine çekmeyi başarıyor bazı yerlerde durup "Yok yaw" dedirttiği de oluyor. Eee toplum olarak "Yok yaww" demeyi sevdiğimiz için bu durumun okurların ilgisini çekeceğini düşünmekteyim.
Kitabın diğer zengin bir yönü de karakter sayısının çokluğu ve bu çokluktan da ziyade girişilen karakter tasvirleri ve bu tasvirlerin gerçekten de çok sağlam yapılmış olması. Çoğu karakteri çevrenizdeki kişilerle ilişkilendirebiliyorsunuz ve bu gerçeklikte diğer güzel bir ölçüt.
Genel olarak kitabın ana odağı isminden de anlaşılacağı üzere vahşileşen insanı konu almakta. Bunu medeniyet ve başka etkenlerin de değiştirmeyeceğini öne sürmekte.
Ne kadar gelişirsek gelişelim, ne
Son zamanlarda bu tarz içeriklere sahip kitapların sayısı hayli arttı. Malum sosyal medya kişisel de gelişelim, sağlıklı da olalım, harika da görünelim, ayrışmayalım da diye diye birçok standart yükledi omzumuza. Aslında popüler olsa da olmasa da ve farklı yöntemler gelişse de insanın en temel ihtiyacı (Maslow Ağabeyin listesi dışında :) kendisini bulmak.
Gelin halimizin ismine ahir zaman diyin, modern insanın hayatta kalma çabası diyin sonuç olarak kendimizi kolay kaybedip zor buluyoruz İşte bu kitapta romans diliyle size bu yöntemlerden birini işaret ediyor. Yorumumun başında da yazdığım gibi bu minvaldeki eserlerin genelinde görülen bir sistematik ile ilerliyor eser. Bu açıdan yenilikçi diyemeyeceğim, vermek istediği mesajı da gözünüze sokmuyor bu kısım pek hoş. Kaldı ki ana karakterin agresyonu aşırı doz, sonu da azıcık tahmin edilebilir.
Özetle dostlarım türü içerisinde yeni başlayanların seveceği, bu kategorinin kompedanı olanların yazık ki hafif bulacağı, edebiyatçıların dil ve kurgu açısından yavan bulacağı ama yaz gününde de okuması güzel bir kitap
Bu kitabı alıntılamak bana zor geliyor, daima ilgi duyduğum mistik duygu ve düşüncelerin yazılı hali benim için adeta. Kesinlikle farklı düzey ve farkındalık seviyesine geçirdi beni.
Yılı vurucu ve süpriz bir eserle bitirdim , Korku.
Cesaret gösterilerine inanır mısınız? Hiç korkmadan ölümle çarpışan insanlara ? Süslü sözlerle savaşı uzaktan izleyen , boş nidalarla insanları kandıran seyircilere ? İşin içine giren , savaşla çarpışırken bir yandan da gerçeklerle baş etmeye çalışan askerlerden tek bir cevap gelir : korkuyorum korkuyoruz !!
Korku hiç bitmeyen bir savaşın gerçek yüzü. 1. Dünya savaşını tüm dehşetiyle anlatan harika bir monolog , bayıldım.Herkese tavsiyedir. Mutlu ve bol kitaplı senelerrr diliyorumm herkese. Gelişelim , dönüşelim hep ileri aksın düşüncelerimiz.
KorkuGabriel Chevallier · Sel Yayınları · 202159 okunma